30.01.2018
heavy souls* stranger than you
Malumat, akış, yorgunluk, sahipsizlik ,sahiplenememe ,yalan bilgi, umarsız medya araçları, kalp kuruması,küçücük çocukların panik atak olması ölümler, sıralı, sırasız sevgili arsız ölümler...
Yazabilirim zannetmiştim. Acı dolu bir komikliğin içinde.Biraz şair ruhlu kalabilmeyi başarabilseydim.
Ben ölmemek için antidepresana başlamışken kendimi puf diye ortadan kayboma isteğimi yok etmek için mücadele veriyorken yaşama isteğiyle dolu gencecik canların ölmesini anlamaktan çok uzağım.Ama çaba harcıyorum...Çünkü bir nedeni olmalı...Yıldızlarla hücrelerimizin benzemesinin yerdeki yıldızların,çöpteki çiçeklerin yeryüzünün ve gökyüzünün...
İşkence süremizi uzatan en son ölen umut...
Hepimiz itiraf edelim hadi
*Black Keys'i öpüyorum
yaralayan şarkılara gaydırıguppak çeviriler
James-Fine
Haven't eaten in four days
15.01.2017
11.08.2016
it's a funny battle,it's a constant game
4.08.2016
3.08.2016
The Carnival Is Over
Kötüyüm
Ne zaman daha kötüsü olamazdı desem başıma bir iş geldiği için dememeye özen gösterirdim fakat can dostum yoldaşım dünyada belki de beni kusursuz sevgisiyle homur homur saran tatlılar tatlısı ballar balı pasaklılar kralı sevimlilik abidesi yumuşak kuyruksuz kedim Samim hayata gözlerini yumdu. Hayatımın en büyük acılarından birini yaşadım. Böğrüme öküz değil tüm dünya oturdu boğazım düğümlendi...Umarım kedi cennetinde koşup oynuyor bir gölgelikte miskinlik yapıyorsundur... Bencilce üzüntüm aslında hayatımda olan hiç bir varlığın beni onun kadar anlayamayacağını bildiğim için belki...Bir yerlerde beni hep sevmeye devam et olur mu?
Sürekli miyavlama sesi duyuorum gaipten geçer heralde bi ara
Gömerken çok tatlıydı elleri yumuk yüzünde huzurlu bir ifade vardı onunla avundum.
Beni unutma sevgili dostum ha oralarda bir yerde babamı Narin'i Onur'u ve Gipsy'i bulursan onlarla da hoşbeş et...
Burada her gün seni özlemeye devam edeceğim...
1.07.2016
21.06.2016
Umursamazlığım şekil önümden çekil
Çok şükür ki Die Antwoord dinleyen hatta konserine gitmeyi planlayan biriyle karşılaştım...Bu konu ile ilgili tatlış bir mutluluk var içimde.
Neyse gel gelelim 10 sene önce dinlediğim şeyler bi anda önüme çıkınca bi sevindiriklik hali hasıl oluyor bana. Onu söylemeye çalışıyorum birinci cümleden beri ama kendime engel olma hastalığım sağolsun yine iş başında....
Bitirmem gereken zilyon tane rapor ve bin kunduzla başbaşa bir günden daha merhaba..
Bu günkü ruh halim oruç kafa yaptı
Telefonumda yetersiz alan olduğu için whatsupı bile açamıyorum
Öyle bir umursamazlık hali
Öyle doğuştan bezginlik durumu
O biçim
3.06.2016
24.05.2016
Yaralayan şarkılara uydurmasyon çevirmeler vol bilmem kaç**
Rock 'n' Roll Suicide
Time takes a cigarette, puts it in your mouth
You pull on your finger, then another finger, then your cigarette
The wall-to-wall is calling, it lingers, then you forget
Ohh how how how, you're a rock 'n' roll suicide
And the clocks waits so patiently on your song
You walk past a cafe but you don't eat when you've lived too long
Oh, no, no, no, you're a rock 'n' roll suicide
But the day breaks instead so you hurry home
Don't let the sun blast your shadow
Don't let the milk float ride your mind
You're so natural - religiously unkind
You're watching yourself but you're too unfair
You got your head all tangled up but if i could only
Make you care
Oh no love! you're not alone
No matter what or who you've been
No matter when or where you've seen
All the knives seem to lacerate your brain
I've had my share, I'll help you with the pain
You're not alone
Just turn on with me and you're not alone
Let's turn on with me and you're not alone (wonderful)
Let's turn on and be not alone (wonderful)
Gimme your hands cause you're wonderful (wonderful)
Gimme your hands cause you're wonderful (wonderful)
Oh gimme your hands.
*Nusret'e sevgilerle
7.05.2016
19.03.2016
Arsızlık üzerine notlar
26.11.2015
24.10.2015
.ok bye.
14.07.2015
kolonoskopi akapunktur çatı rutubet ürtiker limited
Ay söylemeden edemiycem dinleyin bence siz de içiniz açılsın Yasemin Hamdan solist grubun adı Soap Kills (Mert Sagite teşekkürü borç bilmek)
İkincisi Mashrou' Leila üf dedirtti.Tutun kollarımdan düşerim şimdi*
*Nooğlacağsa hadi sevgiler.
26.06.2015
Yaza giriş dersleri
Neyse ben buraya eğlenceli bir olay olan çatı yaptırma işlemleri günlüklerimi yazmak suretiyle girmiştim.Tabii ki yine bir anda iç dökme tahtasına çevirdim.Bundan sonraki yazımın başlığı çatı günlükleri vol 1 olacak
Uzun zamandır seninle ilgilenemediğim için üzgünüm elo shity ama tell the bloggers that i'm back home.
Yeryüzündeki tek gerçek evim elo shity iken neden terketmiş olabilirim bu diyarı bunu diğer blog yazılarımda sorgulamak üzere sevginin gücüne inanın diyerek sözlerimi sonlandırıyorum.
Çeşitli matraklı yazılarda görüşmek üzere.
Öperim.
4.06.2014
Beckett'in çöp tenekesi
İs yasamında her şey aynı...Özel sektör özel sektördür.Life is life.Aynı yoğunluk, bir iki tık farklı kafalar... Vacayna diyen birinci sınıflar g.t gogosu diyen 3. sınıflarla yarısıyor terbiye hududtlarında...Sadece üzülüyorum.Üzüntü ve muz kabuğu çizgi filminden haberdar olamayacakları bir çağda teknolojinin kullanımının en üst düzeyde oldugu bir toplumda cocuk ruhunun durumu gittikce yolundan sapıyor diye...Elbette cocuk komiklikleri güzel.Dünya üzerinde kötü sözcükler var.Bu sözcükleri sihirli bir değnek yardımı ile yok etmek istiyorum.Elbette olmuyor.Olduramıyor kimse.Bu şekilde yaşamaları gereken bir çağ demek ki diyip kendimi kandırıyorum.
Gelgelelim blog yazımın asıl konusuna: Rüyamda yurtdısında bir edebiyat fakültesinde master yapmısım ögretmenimiz Samuel Beckett ise bizleri bir amfide toplayıp küçük bir tören yapıyor bizim için.Etrafımdakilerle Türkçe konuşuyorum Beckett bu olum bize bi sürpiz hazırlamıştır sıradan bir tören olamaz gibi bir takım şeyler konuşuyorum.Ben zaten Ali Akayın öğrencisiyim diye hava fln atıyorum sınıf arkadaslarıma.Tek ders sınavında Ali Akayın sınavı yaptıgım yerde klimayı acması dısında herhangi bir sohbetimiz yok aslında sadece meraba meraba.Ama iste rüya bu ya Ali Akay ile Beckett eski dostmus.Neyse gelgelelim Beckett bize süpriz yapmıs gercekten diplomaları dagıtıyor ama sınıftaki enleri secmis kendince bi de geri dönüsüm çöpleri gibi çöp tenekeleri var metal onların ağızlarına bizimle ilgili birer cümle yazmış.Bu arada cümleler İngilizce.Bana ''Sınıfın en iyi anlayanı ve ifade edeni'' gibi bir şey yazmış ben öyle çeviriyorum İngilizceye o an.Sonra eşim Nusret'in İngilizcesi çok iyidir belki bu deyimdir ona sorayım eve gidince diye düşünüyorum.Düşünür düşünmez Nusret orda bitiyor diyor ki çok da sevinme seni üzmek istemmem ama bu bir deyim ve boş boğaz anlamına geliyor diyor.Yine de üzülmüyorum kendimce iyi bir şey dediğine inanıyorum biraz şüphe de ediyorum çünkü 4 5 kişi için yorum yazmış Beckett diğerlerine yazdığı yorumlar hep kötü bi tek benimkisi iyi olamaz ters köşe sevmediklerinde iz bırakmak istemiş olabilir diyorum ama beni sevmemesi bile hoşuma gidiyor.Sonra evimize gidiyoruz ve bahçemizde brokoli yetiştirmeye çalışan bir bahçıvan ile muhatap oluyoruz.Çok hızlı evimize döndüğümüz için ışınlandığımızı düşünüyorum.
Unutmadan paylaşmak istedim işte.
Raci hoca gibi yazımı sonlandırırken bir özlü söz söylemeden geçemiycem.
Anlayana sivrisinek saz anlamayana kurufasüyle pilav az...Hehe çok şakacıyım.
Evini su basan dostum Aysegüle sabır ve kolaylıklar Nusrete ise zihin acıklığı diliyorum
24.07.2013
bileşik kaplar prensibi (prezentıbıl)
Madem tez yazamıyorum blog yazarlığına neden devam etmeyeyim mottosuyla ilerlediğim bir yazıma daha hoş geldiniz. Bu minvalde sizlere öncelikli olarak bahsedeceğim konu yoğurt kapları, kullanım alanları ve Anadolu coğrafyasında kullanım şekilleri ve dünya kültürüne etkileri...
Bir çoğumuzun çöp olarak kullanılmasından dahi tiksindiği estetik olarak mutfak lavabosunun yanına yakıştıramadığımız ama nedense geniş ağzı ve küçük boyu ile işlevselliğin son harikası olan yoğurt kapları ve inatla yoğurt kaplarını yıkayıp saklayan anneler annelerimiz. (konunun çok boyutluluğunu anlatmaya kelimelerimin yetmediğini çoğunuz anlamışsınızdır)
Mutfakta tiksindiğim iki öğe varsa biri sarı bez diğeri de içine çay dökülmüş yoğurt kabıdır.Gel gelelim insan 30'lu yaşlara yanaştıkça yoğurt kabının aslında ne kadar da önemli bir araç olduğunu çok daha iyi anlıyor.40 yaşıma yaklaşırken sarı bezleri sevmekten çok korktuğumu da yeri gelmişken söylemeliyim sanırım.
Aşırı çalışkan mesai manyağı mesaiden sonra kurs kovalama delisi olan yüce ben çağdaş drama ve işaret dili kursuna gitmeyi planlarken kendimi aynı yerde bulmuş olacağım ki evde kral tv karşısında dandik bir şarkının sözüne takılıp ağlarken yakaladım kendimi.Hemen façayı düzeltmeliydim hipster arkadaşlarım bu sırrı bilmemeliydi ya da aşırı komik bir şey yapmışımcasına bunu abartarak anlatmalıydım ki coolluğuma cooolluk katılsındı. Ahaaaha siz hiç kambur bir cool gördünüz mü ben bizim dönemimizde hırkalı grunge kambur tipe o kadar ruhumu kaptırmışım ki çılgınlık seviyeleri değiştikçe bu kamburesk modelden vazgeçmek istesem de sırtıma yapıştığından mütevellit ara tarzlarda dolanıyordum.Yeni savunma mekanizmamsa gerçekten çok daha kullanıma elverişli şöyle diyorum insanlara belki benim idolüm Suna Pekuysal ne biliyonuz?Ne biliyonuz amk(tabi bunu yüksek sesle dillendirmek 30 yaşında biri için doğru olmayacağı için, haklısınız gençlikten kalma gereksiz bir duruş bozukluğu diyerek gülümsüyorum tüm pozitivitemle)
Neyse gel gelelim yoğurt kabının faydalarına... yemek yapmayan evli bir yaratık olduğum için sağolsun varolsunlar anneler annelerimiz bize ellerindeki tüm saklama kapları ile yemek gönderdikten sonra artık gönderecek kap bulamayıp yoğut kabı kullanmaya başladıalr. Tüm vatana millete hayırlı olsun
Burgaz adaya giderseniz ekmekçi amca var o koca oyuklu ağacın yanında ona selam söyleyin...Beni bilen bilir.O da bilir.
Doğancan Kısacığa sevgiler..(İç mimar olman için tüm dünyayı seferber ettik şu anda meleği,insanı, iç mihrakı rahat ol emniyettesin)
22.07.2013
13.04.2013
Falafelcilerde inecek var
Tüm bunları Starkcığımızın yemeğini beklerken oyalanmak için yazmam elo shitye bir dönüş mü acaba diye düşünürken uyuyakalmış ruhuma merhaba dedim
İyi geceler Eskişehir Peyote....(her nerede yaşatılıyor ve yaşıyorsan)
3.12.2012
deep
Günlerden pazartesi 4 senedir tek tatil günüm olmasına rağmen pazartesileri de en az pazarlar kadar sevmiyorum.
Doğuştan depresif biriyim sabahları gülümsemekse en büyük isteğim. Yeni iş ve oda arkadaşımın da depresif biri olmasından hoşlanıyorum.Birlikte saçma şarkılar dinleyip ehehe intihar edelim espirisi yapabiliyoruz.Hatta iş çıkışları bu günden hoşlanmadım yarını da sevmeyeceğime eminim diyebilmenin inanılmaz hafifliği. Tabi ki bazen eğleniyorum, kocam bulaşık yıkarken daha hızlı davranabilmem için kulağıma hızlı müzikler taktığında mesela.
TÜM BUNLAR DEĞİL DE en son blok yazıma yorum yapanların SÜNET ORGANİZASYONU, MİTSUBİSHİ KLİMA SERVİSİ, ZİPPO MODELLERİ, NOTEBOOK YEDEK PARÇA ve KURŞUN GEÇİRMEZ CAM olmasının bir anlamı olmalı mı olmamalı mı?
*dengesiz ve depresif biri olmama rağmen hala değişebileceğime inananan kocama binlerce teşekkürler.
12.05.2012
doğruya doğru dayvu
Gereksiz oluşları aslında tamamen gereksiz bir vakitte aramaya koyulmamla ilgiliydi.
Aradığım tek bir şeyi dahi bulamayıp milyonlarca anı tekrar hissetmem zaten içimde pineklemekten epeyce hoşnut olan öküzü uyandırdı.Hiç bir şey tamamlanmamıştı.Her şey eksikti..Kendimi tebrik ederek karıştırmaya devam ettim.Defterin birinde üniversite tercihlerimi buldum Mimar Sinan yanında parantez içinde "anlamsız " yazıyor, sonra arka sayfayı çevirip yeniden bir sıralama yapmış ve bir numaraya yerleştirmişim.Hatırlıyorum gitmekte kararlıydım Ankara kulesine yakın bir yokuşta yaşamak gibi şimdi aşırı garip gelen bir hayalim de vardı. O sırada en yakın arkadaşlarımdan birinin Mimar Sinan'da gördüğü yeşil hırkalı kızı uzun uzun anlatışı fikir değişikliğimde etkili olduğuna emin değilim ama şimdi bana kesin öyle olmuştur gibi geldi..
17.04.2012
5.04.2012
coney island
25.03.2012
23 saat
sadece bir serseri olabilirmişim gibime geldi (serseriyi hangi anlamda kullandım o an tırnak içine aldım mı almadım mı tam olarak hatırlamıyorum)
bütün gece bitimsiz bir huzursuz bacak sendromu
habire ve boşuna düzen arayışları.beyhude çabalar.boş beleş goygoycu bir iş.üstelik yorucu ve az paralı.
harkuladenin harkında.
bir sonraki sene selam verilmeden geçeceğine adım gibi emin olduğum 13 14 yaşlarındaki genç dimağlar.
anlık bir sevgi yeter ki olsun da.espirime gülsünler de günü kurtarayım.haha
.kalbime oturan öküz kalbime oturan öküz söz öbeğini tekrar ettikçe artan ağlama isteğim.bahar depresyonu çok ağır ve hiç komik değil.
ve ara sıra soranlar oluyor kimseyi ilgilendirmediği için
aklımdan bu gibi şeyler geçtiği için yazmıyorum.
hepinize iyi günler bol güneşler.
buralar feridun düzağaç şarkısı gibi siyah çirkin karanlık
6.12.2011
flawless stability
Vazgeçtim ve sildim o cümleleri kusursuz bir kararlılıkla..kusursuz bir kararlılıkla yapabildiğim tek şey söyleyeceklerimi ertelemek ve ben bunla nedense açıkça gurur duyuyorum. Çoğu zaman sinir bozcu bir huy olarak görülüyor etrafımdaki türdeşlerim tarafından.Oysa insan türü gereği gerilimli bir varlıktır ve çoğu kez kusursuz bir kararlıkla vazgeçip söyleyemediklerinin gururudur ona hüzün veren.Ah bir bilseler her gün ne kadar çok onların istediği insan olmayı dilediğimi.
MERHABA hayatıma hoşgeldiniz...En sevdiğim insanlara söylediğim yalanlardan özür dilerim.
*(Nusret belki burdan okuyunca daha az sinirlenirsin stajım şubat ayında kalkacakmış.boyun eğmiş bir yaratık olduğum için her ne kadar sabahları korse takıp yürüyüş yapsam da hüzünlü bakışlarımın üstesinden gelmeyi bir türlü beceremiyorum...)
2.11.2011
7.10.2011
mavişelim
6.07.2011
16.06.2011
tey tey
10.03.2011
7.03.2011
6.02.2011
down by the water
15.12.2010
21.11.2010
dört dörtlük bir dört ayak olduğum geçeği
20.10.2010
6.10.2010
pretty girls make graves*
30.09.2010
28.09.2010
kendimi şanslı hissediyorum! (müzik köşemiz)
may you be praised by many ages tonight
and no side to take
with no heart to chase
i know there's no chance survival.
23.09.2010
aşı koldum
sabah mahmurluğunu en sevdiğim öğrencilerimden buğra ilen paylaşmak bedeva,bin takla bin yalanla konser kovalamanın tadı vazgeçilmez.O sabah terslikler silsilesinin başlangıç noktasıydı şaşkın şaşkın yaşar abiyi bekliyor idim.Cüzdanımı dershanede unuttuğumdan dolayı o günün bir öncesi olan günden başlayan bir negatif duygu vardı evrende.Oysa ben bu evrende en çok ayşegülü seviyoridim.'Buğra the saf' okulda kendisini sabahçı zannettiği için yapacak hiç bir şey bulamayıp her zamanki gibi kendisini dershaneler sokağına vurmuştu. Biraz hayıflandı akabinde tam bir öğretmen gibi 'akılsız kafanın cezasını zaman verir' dedim. (akıl verme konusundaki başarısızlığıma güldüm) 'evren bana karşı boşversene buğra' dedim.Aynı akılsızlığın kurbanı olduğumuz için ikimiz de bekliyorduk tabi ki beni ciddiye almadı 'siz mi uydurdunuz hocam' dedi,çünkü dünyada tek inandığı insan apartman komşusu Oğuzhan Şakardı.Tabi ki Buğra benimle oturmadı ve en çok sevdiği şey olan şöyle bi dolanmak eylemini gerçekleştirmeye gitti. Bu esnada Mehmet Abiyi aradım, Yaşar abi hangi taraftan gelir sorumu hiç garip karşılamayarak sırtını dershaneye verince soldan gelir diyerek anında sorumu yanıtladı. Bu saatte bu informeyşına vakıf olabilecek tek insan oydu doğru insanı aramıştım gülümseyerek telefonu kapadım.aslında dev mutsuzdum...ilk defa ne istanbula gitmek ne de çok merak ettiğim bir konseri izlemek hiç bir türlü iyi gelmiyordu. Buğra ara sıra yanıma uğrayıp saati soruyodu ve saatinin olduğunu ikimiz de biliyodurk.Saati çok iyi takip ettiğim için ona bu konuda harika bir rehber oldum. Sonra trende ters giden koltukta karşımdaki insanlara baka baka uyudum.
bu maceranın sonu.
8.08.2010
6.08.2010
vantilatör ile fanfinifinfon
27.07.2010
'hello my love, my love goodbye' diyen J. Richman lezbiyen barda yakalandı!
26.07.2010
12.07.2010
bazen elo bazen shity
4.07.2010
tatilden çok sıkıldım diyerek kendimi kandırıyorum çaktırmayın
2.07.2010
beklenmeyen yaz röportajı: Şule Genç ile Kitaplarla Uyumak Üzerine
hazırlayan ve sunan: elo shity
volüm 8
konuk no 8
E.S: Sevgili dostum Şule nam-ı diğer Jul, seninle üniversite yıllarında ne zaman başladığını bilmediğim gizli edebi dostluğumuz, mektuplaşmalar birbirimize kitap göndermelerle tüm hızıyla devam etmekte, hatta ikimizin birlikte yazmış olduğu bir hikâye bile olduğu rivayet ediliyor..(tüm gerçekleri itiraf.com inceliği ile ortaya çıkarabilen blok olarak elo shity’e sevgiler)
Ne günlerden ne günlere geldik.(Hey gidi günler sizi gidi günler) Ortaklığımız balıklıkla alıklık arasında kitaplarla uyuyanlardan olmamızdan ileri geliyor diye düşünüyorum ama atıyor da olabilirim. Ben de bu vesile ile seninle kitapların hakkında bir röportaj yapmak istedim. Umarım kabul edersin. Meraba.
S.G: Meraba n’aber deyişin canlandı kulağımda : ) Meraba moni’m.
E.S :Öncelikle ne sıklıkla kitap alıyorsun? Bu senin için vazgeçilmez bir durum mu? Kimliğinin bir parçası mıdır kitap satın almak?
S.G: Hiçbir şeyim düzenli periyotlarda olmadığı kitap almam da düzenli bir periyota sahip değil.
Ama sahip olduğum tek ve son 50 liranın tümüyle kitap alıp eve yürüyerek gitmeyi rahatlıkla göze alabilen biriyim.
Bu benim için geçmişe nazaran daha vazgeçilemez bir durum. Eskiden kütüphane ile ilişkim daha yoğundu. Son zamanlarda zamanımın büyük çoğunluğunu satmış olduğum için kütüphaneye gidip gelemiyorum. Sanıyorum hem bunun etkisi ile hem de garip bir kitap mülkiyetçisi olmamın etkisi ile bu benim için oldukça vazgeçilmez.
Kimlik, mefhum olarak kafamı karıştıran bir şey ama sanırım kendimin önemli bir parçası.
Kitap satın almak, kimliğinin bir parçası mıdır sorusunu bilinçli mi sordun bilmiyorum ama tüketim enteresan bir alışkanlık ve bir tüketim nesnesi haline sokuverdiğim kitap da kimi zaman beni garip bir şekilde sakinleştirebiliyor.
S.G:Dünya üzerinde en sevdiğim kitap yok sanırım. Dönem dönem çok sevdiğim ya da sürekli çok sevdiğim kitaplar oluyor. Bu değişkenlik gösteriyor. Mesela bugün “Kör Baykuş” benim çok sevdiğim bir kitap.. Günlere paylaştırabiliriz, belki sevdiğim kitapları. Bilemedim..
Bir kitap seçemedim. Nedenini bilemiyorum sanırım dolayısı ile. Nedenler var belki de o dönem o kitapların seçilmesine neden olan…-Ne garip bir cümle oldu bu : ) Arada ikimiz de garip cümleler kurduğumuzun bilincinde garip cümleler kurmayı severiz sevgili moni.
E.S:Birlikte en uzun süre vakit geçirdiğin kitap hangisi?
S.G:Humm.. Bu zor bir soru.
Birlikte uzunca zaman geçirdiğim kitaplar oldu.
Sevdiğim ve bitmesini yeğlemediğim kitaplarla bu tarz bir ilişki yaşıyorum, sanırsam. O kitapla olan ilişkim ne kadar uzun olursa sanki o günüme de o kadar çok dâhil oluyor. Ya da tam aksine o kadar çok günün karmaşasından/kargaşasından beni kurtarıyor..
Bunun aksine, sırf tanık olmak istediğim kitaplarla ilişkilerimin de uzadığı oldu.
Çantamda kutsal kitapmışcasına gezdirdiğim bir kitabım olsun isterdim ama bugüne kadar böyle bir kitap olmadı. Tercih etmekten yoğun bir şekilde kaçınıyorum son zamanlarda…
E.S:Ben biliyorum yazdığını ama Elo Shity okuyucuları bilmiyordur ( huzurlarınızda gizli kalmış ve kelimeleri olan biri olarak şule genç ) çocuklar için yazdığın hikâyeleri ne zaman okuyabileceğiz? Ufukta aylaklık ve iş temposundan kalan zamanlarda bunun için bir emek harcama projesi görünecek mi?Bir şeyleri toparlamak istiyorum, son yazmak ya da sonlandırmak zorlandığım şeyler. Ama beni tatmin edecek bir boyuta sokmak sonra da belki birkaç çocuk yazını ile ilgilenen yazarla mailleşmek gibi bir arzum var.
Radikal bir karar verip sadece masal yazmaya adarım belki de kendimi. Önce çok yoğun bir okumaya ama tabii ki.
E.S:Kitaplarla birlikte durmak sence bir bencillik mi yoksa hayat dururken hayatı habire kelimelerde arıyor olmak artık kelimelerden arınmış imgelerle örülmüş bir dünyaya dönüşen çağımızın ruhuna uyan bir eylem mi? (Aslında soruyu bu şekilde sormayacaktım ama böyle çıktı elimden, söyleyeceğini söyleyemeyen blok olarak elo shity)
S.G:Kitaplarla olan ilişkiyi bencillikten ayrı düşünmek çok kolay değil. İçine saklanılırken seninle saklanmacı olan bir şeye olan ilgi nasıl bencillikten uzak tutulabilir ki?
Okumak, özellikle benim tercihlerim olan şeyleri okumak çağımızla çok bağdaşlaştırılabilir bir okuma değil sanırsam. Kendim her ne kadar yetişebilen rolünü oynar gibi yapsam da tam da yetişemeyenleri, çağa uzak kalmışları okurperverim genellikle..
E.S: Bir çok soruya ustalıkla cevap vermedin, bir tek kitap ismi zikretmedin tebrik ediyorum seni bu hassasiyetinden dolayı.Ben olsam bin kere Oğuz Atay en az onsekiz kere de Perec demiştim.O da benim görgüsüzlüğüm olarak tarihe geçerdi.
S.G:Röportaj için sevindirik oldum, moni. Bu günlerde biri benimle röportaj yapsa diyordum. Bir şeyi istemek ve gerçekleştiğini görmek oldukça mutlandıraç. Mutlandıraç bir arkadaşa sahip olmaksa bunun dozajını oldukça artıraç…
Sevginin kitap aşkının mezura ile evi ölçmenin bloğu.
ELO SHITY






















