
6.06.2010
ter,kedi, dil/ din vs.
seç pasta fırınının haylaz çocukları gazoz kapağı ile maç yaparken
sen bu satırları okuduğunda ben muhtemelen çok başka kafalarda olacağım,tekrar okuduğunda ise yine rengi başka tadı başka bir insan olacağımdan emin olabilrisin..dün tanımadığım yaklaşık 12 kişi ile çember oluşturup yağ satarım bal satarım oynadığım doğru, sayko oyununu da çözdük mü çözdük. e ne kaldı geriye?arta kalan ne?biraz sonra zil çalar ve ömer toprak şavlı odama ilk gelen öğrenci olma oyununda ilk olmak için kapıyı açar.duvarım silme dolu 'sen çok yaşa yasemin hoca' kaç saatlik ömrüm kaldığını hesaplıyorum sbs punalarını hesaplarken.hepiniz çıkın gökyüzüne bakın koşun diyorum şu güzel ilkbahar yağmurunun altında.bakarken ardından gitme kal diyemedim şarkısı kadar acıklı bir biçimde kaan atacan'a öp elimi barışalım diyorum. cuma günü havanın güzel olması için dua ediyorum go karta gidebilmek için başka bir takım room 641 tarzı tiple.yeryüzünde yalnız gezen yıldızlar gökyüzünde sizin kadar yalnızım..ah be ben, ilahi ben,aşk olsun.
4.06.2010
çin çin
25.05.2010
Who's going to show your pretty little feet*
13.05.2010
HAY LAYF(yüksek hayat manasında)
28.04.2010
Beklenen Röportaj:Eda Cabbar Brüksel'den Bildiriyor!!!
hazırlayan ve sunan:elo shity
völüm 7
konuk no:7
Sevgili dostum Eda,namı diğer edat, namı diğer cabbar,öncelikle bin yıldır görüşemediğimiz (face to face olarak) ve birbirimize attığımız kartların postada kaybolması konularını Tanrının gündemine taşımak istiyorum, kadersel olarak epistemolojik bir kopuş var, bir AB uyum yasası kadar uzağım sana Edam ama bir o kadar da yakın.Ehemeh daha da uzatmadan sorularıma geçmek istiyorum..
E.S:Önceliklen birinci sorum tutuğunu koparan bir insan olmana rağmen (gerek LSE tecrüben gerekse avrupa açılımın) neden biz bu başarıları(kendimi de başarılı bir insan olarak adleddim kurunun yanında) aşk ortamında yakalayamıyoruz sevgili dostum? Bu cesur yeni dünyanın sanayi sonrası erkekleri hakkında samimi olarak neler düşünüyorsun?
E.C: Sevgili Yasemin, öncelikle röportajindaki gecikme icin özür diliyorum. Fakat cesitli afetler sebebiyle biliyorsun dunya sistemi degisik calisiyor. Mesela volkan patladi diye eve donemedigin zamanlar olabilir. Benimde yaptigim rotar tamamiyle dogal etkenler odakli.
Okuyucalarina kendimi yanlis tanitmak istemem. Yeni dunyada ben eski kalmisim gibi bir his gittikce icime yerlesiyor. Bence hersey bastan cikarma kavramina dayaniyor. Her kavramin icini bosalttigimiz gibi, bunu da pas gecmedik. Bu yasamin her yonunde oluyor. Bir vitrin de seni bastan cikartabilir ayni sekilde bir erkekte. Sadece romans denilen donemin hizla ileriye alindigi zamanlar.
Evet yukardakiler cogunu soyleyerek kendimi kandiriyorum. Su an Paris’te kimbilir kac cift opusuyor?
E.S:Son dönemde postmortem erkeklerde başgösteren en büyük ego hastalıklarından biri olan DJlik nosyonu hakkındaki görüşlerini almaktan gurur duyarım.(muzdarip olduğumuz derdin adını koydum) uygunsuz soru
E.C: Ben sana onun yerine bes dakikada nasil yemek yeme ozelligine sahip oldugunu analtayim.Kucukken her kumpirimi ablamla paylasmaya zorlanirdim. Ablam bu sirada butun kumpiri yediginden, ona yetismek adina her gecen gun bu alanda hiz kazandim. Yil 2010 oldugunda butun masayi 10 dakika icinde mideme indirecek guce sahip oldum. Evet, kendimden korkuyorum...
E.S:Sektör olarak moda sana çok yakışan bir çalışma sahası bence aslen, Hüseyin Çağlayan’ın Vöğg reklamındaki tanımı ve moda hakkındaki görüşlerini kısaca bizimle paylaşabilir misin?
E.C:Herseyden uzak kaldigim gibi bu olayi da bilmiyordum. Sayende izleyip iki guldum. Ilk olarak, Huseyin Caglayan’a ingiliz aksani cok yakisiyor demek istiyorum.Moda beni birakali cok oldu Yasemin. Haklisin bir ara o sektore girme konusunda oldukca hevesliydim ama sonra baktim ki on dakikadan fazla kendime bakmayi beceremiyorum. Genede modayi sevebiliriz bence. Gelip giderken iki uc ust bas getiriyor. Sonra bir bakiyorsun cuzdanimi bosaltiyor. Seytan isi demek istiyorum cunku kendisiyle bir ask iliskimiz yok sayilmaz. Modaya inanma modasiz kalma lafi sitene uygun duser mi?
E.S:
Peki gelelim zehra bebek konusuna bu kadar underground bi siteyi nasıl oldu da buldun?(ben biliyorum ama okuyucularımız bilmiyor olabilir) İnternet üzerinde yaptığın araştıma sonuçlarında babanın mükemmel bir çocukluk fotoğrafına da ulaştın izninle bunu da okuyucularımızla paylaşmak isterim. Yine ben biliyorum ama okuyucularımız bilmiyor (we are the world we are the soşılolojists(ben direk telafuz edemiyorum,yabancı okurlarımız için bir kere de sen telafuz et) internetin modern dünyanın insanları üzerindeki etkileri sence neler?
E.C:
Zehra bebek ozel ilgi alanimda yoktu daha onceleri. Kendisini bir takim gazetelerin ikinci sayfasinda gorurdum tabii. Daha sonra yogun tez arastirmalarim sirasinda Google beni bu siteye yonlendirdi. Diyebilirsiniz ki google’a anahtar kelime ne yazdin da Zehra Bebek’i buldun? Orasini kendime sakliyorum. Ilgilenlere mail adresimi verebilirim. (Siteni kotu amaclarim icin kullandigimi sanma Yasemin)
Az once moda icin sarfetmedigim seytan isi tamlamasini internete de kullanabilirim. Teknoloji ozurlu bir insan olsam da internetin faydalarindan pek yararlanildigini dusunmuyorum. Blog dunyasinin yeni kamusal alan oldugunu inaniyorum ama onun disinda bugun nasil delirdim baslikli haberler cok zihin acici olmuyor tabii. Eloshity’yi pur dikkat takip ediyorum o ayri.
E.S:Anti krayst filmi kadar vurucu olmasa da son soruda bir vuruş yaparak hayatında dinlediğin en patetik türk pop şarkısı nedir bunu öğrenmek istiyorum?
E.C:Tabii ki asla yaslanmayan Hakan Peker’in Bir Efsane sarkisi. Oynakligindan patetiklik akiyor.
E.S:Sence bir gün hepimiz avrupada buluşacağız mottosu ve ütopyasının gerçekleşebilme ihtimali nedir?biliyosun bu sene şeytanın bacağını kırarak hepimiz avrupaya açıldık (ne olacağsa) Ve konuyla alakasız olarak seninle ne zaman bir kongrede akademiş sunum yapacağız deluze ve guttari gibi kitap yazacağız edot?(ben cevabı biliyorum ama bir kes de sen yanıt ver:) )
E.C:Coktan gerceklesti bile. Bruksel bir dostluk noktasi olarak mazide kaldi. Gercekten birlige Turkiye’den gelmeyeen kalmadi. Resimleri yollayabilirim ve burada okuyucularinla paylasabilirsin.
Yasemin seninle bir platform kurmak istiyorum. Bunu issizlik donemime denk getirirsem eger
Akademik dunyada beraber yaslanacagiz.Ay lav yu.
Sevgiler…
Elo shity
Not:Soruları beğenmedim şu konuda da soru soracağdın diyonsan bir mail kadar yakınındayım.
18.04.2010
14.04.2010
papa m
11.04.2010
7.04.2010
haya tok ulu
dershanecilik sektörünün zirvesinde işi bıraksam jübilemi nasıl yapabilirim acaba diye düşündüğüm bir sabahtan hepinize merhaba...
her sektörün kendi içinde sıkıntıları var, evet mesela kuruyemiş yiyen müdürün yüzünüze tükürük saçmak suretiyle 'naber lan' demesi gibi...yanlış anlamayın asla kötü bir insan değil kendisi sadece biraz tanımlaması zor samimiyetle saygı yoksunluğu arasında gelgitli tavırları var.hepimiz insanız bazen olur.tükürük de insan için...müdürlük müessesi ile ilgili çeşitli fıkralar aşırı yorumlar için bakınız memurlar.net(dünyanın tarıtşmasız en çirkin web sitesi)
gelelim dünyadan bu günkü isteklerime
1-florasan lamba kaldırılsın.
2-saçlarıyla oynandığında uğur getirildiğine inanılan troller yeniden gündeme gelsin.
3-gıcık gittiğim(gıcık gitmek ne güzel bir öbeksin) veliler mehmet abi tarafından kafalarından ısırılmak suretiyle etkisiz hale getirilsin.
4-mice parade gibi güzel bir anagramım olsun,adı can olsun.
20.03.2010
gülşen abi kadar güzel bir yazı

böyle zamanlarda evdeki eşyaların yer değiştirme oranı ile doğru orantılı olarak sütlü nuran hanımın kokusundaki ve ten rengindeki değişimi takip edebileceğim diyagramlar çıkarabileceğime olan inancım artıyor.
14.03.2010
armağan ekonomisinin sanal dönüşümü*
9.03.2010
hava bi garip ahmet hoca olsun hakkı hoca olsun etrafta fır dönüyolar ama hayat yine de güzel gibi.
2.03.2010
28.02.2010
Merak edenler için artık açıklıyorum: 'Avrupa'da Tanrı'yı gördüm!'*
19.01.2010
geçen gün eylem yapıyoruz hiç tanımadığım arkadaşlarla
2.01.2010
That's the story of my life
14.12.2009
moralsizsizniz türkiye
3.12.2009
25.11.2009
Bağımlılıklar Volum 1: Antibakteriyel jelim Pürel
gerçi kafam halen epey karışık ama olsun bu da hayatın tuzu biberi.(Aaron mu Dan mı bir türlü karar veremeyen Serena gibiyim) Bence herşeye rağmen Dan ya. Aaron sinsi gibi bir insan.Sen camianın en güzel kızı ol sonra git tipitip gibi heriflerle ol diyemiyorum Serena'ya çünkü neredeyse erkeklere yakışımız aynı kendisiyle.(erkeklerde kemikli surat ve entelijans aradığım çok doğru)Dana kurban olurum Dana İnternasyonel.Son günlerde bir de 'arka sıradakiler' deki Oktay 'ın Chuk Bass'in kardeşi olduğuna karar verdim. O kırmızı surat ve maviş gözlerle tıpkı Bart Bass 'in oğlu. (isterseniz üzerlerine tıklayarak bu eşisiz benzerliğe siz de tanık olabilirsiniz)
Tüm bu çıkarımlarıma rağmen en güzel dizi 'Kuzeyde Bir Yer'.Orda da deri ceketli şaman Ed mi yoksa, rakınrol ruhlu radyo programcısı Chirs mi daha benim kalemim onu cevaplarsam hayatın anlamını da bulurmuşum gibime geliyor.Tüm bu cevapsız sorularımla karşınıza geçip sizi darlamamı isterseniz bir telefon kadar yakınınızdayım.
Ha unutmadan Arka Sıradakiler dizisindense en sevdiğim karakterse 'Saffet'in çetesi' nden Ali.(en soldaki)(gerçekten bu görsel malzemelerin her birine en az birer dakika güldüm)
Her zaman söyledim gerekirse bin defa daha söylerim ne varsa Ali'lerde var!Bu da böyle bilinsin.
Beni çok sevdiğinizi biliyorum.
ikso ikso
muzzip girl
15.11.2009
9.11.2009
Kuzenim Cem Çubukçu ile çok ciddi bir röportaj:
Volum :6
Konuk No:6
Sevgili kuzenim Cem Çubukçu nam-ı diğer emmoğlum öncelikle beni Ankara’da misafir ettiğin için ve tüm gevezeliklerime katlandığın için teşekkür ettikten sonra izin verirsen sorularıma geçmek istiyorum jet hızıylan.
E.S: Cemciğim neden bu kadar ciddi bir insansın yoksa tipin mi öyle gösteriyor?
Cem: Ciddi olduğum söylenemez. Şeklen belki evet ciddi görünürüm ama özünde yavşak bi insanımdır.
E.S: Nasıl bir yavşaksın sen ben biliyorum ama okuyucularımız bilmiyor bi kuple yavşaklık hudutlarından bahsedebilir misin bize?
C.Ç:Bilen bilir, bilmeyenin keşfetmesi gerekir. (gizemli yavşak)
E.S: Peki Kuzen olmak nasıl bir şey sence yani benimle?
(bu arada Elo Shity tarihinde bir ilk olarak aynı anda soruları hem sorup hem yanıt alıp hem yazıyorum.Ekrana konuşuyorum Cem arkadan konuşuyor ben yazıyorum değişik bir pisikoloji)
C.Ç: dünyanın en güzel şeyi olmasa da keyifli olduğu söylenebilir.orjinal insansın yani(kuzenliğe övgü)
E.S: Sana aşağıda sayacağım merhaleleri önem sırasına göre dizeler misin canım benim?
İş/ Aşk/para ve bunları bir kelime ile tanımla.
C.Ç:Bu soruya şu şekilde cevap vermek istiyorum(bu esnada göbeğini tuttu ve dur dedi)
İşe başlamadan önce yani üniversite yıllarında bir gün bizim gençlerle içiyorduk. Kendini sol tandansta tanımlayabilceğimiz arkadaşım Ozan (ama aslında sıkı bir ufuk urasçıdır yani liberaldir) bana şöyle demişti ‘Eröl Baba Aşk mı DEVRİM mi deseler neyi tercih edersin?’ Belki de o yılların ateşiyle tabii ki DEVRİM DEVRİM DEVRİM! dedim.Ama sonra çember beni de içine aldı ve kapitalist bir bankacı oldum hatta çok sevdiğim arkadaşlarım Tarot ve Hüsam benim için şu şarkıyı bestelediler:
‘Eröl Baba bankada paraları borsada
TKP’yi arıyor gözleri pusulada
Bas Eröl basamaz mısın?
Sen mi ‘devrimci’ adamsın?'
E.S: Peki nereden çıktı bu Eröl kod adı? Ben de bilmiyorum bu hikayeyi kısaca anlatır mısın?
C.Ç:Tabii kısaca anlatıyım.Orta3’te matematik dersinde hoca beni tahtaya kaldırmıştı.Hatırladığım kadarıyla geometri sorusuydu. Ben de şekli görebilmek için elimi belime koyup uzaktan bakmak suretiyle artistik bir hareket yapmışım.Sonra sınıftan homurtular yükselmeye başladı.’Model misin la manken misin sen bebe’ şeklinde.(Ankara ağızları) Model olan lakabım önce Erömodel’e sonra da Erötik’e dönüştü ordan da Eröl’e evrildi. Bütün bu olanlar hep böceğin başının altından çıktı.
E.S: Yıllardır hikayelerde geçen bu arkadaşın böceğin gerçek adı ne Allah aşkına gerçekten herkes lakaplarıyla mı anılıyo aranızda bu bir lise geleneği mi?
C.Ç: Böceğin gerçek adı Gökhan. Ama sandığının aksine bu bir lise geleneği değil 6 yaşından beri arkadaşız. İlkokulda kısa olduğu için bücür deniyodu sonra böceğe döndü Gökhan’ın ismi ortaokul ve liseye benim geitrdiğim söylenebilir sonra da adının Gökhan olduğunu hatırlayan kalmadı.
E.S: Son olarak çok uğraştım ama Cem’e bir soru bulamadım soracak.Önce Oktay Rifat’in kitabından bir şiir seçip ne düşünüyosun anlat dedim olmadı. Cemile Yengem’e gittim Kız arkadaşını seviyomuymuş sor evlencekler miymiş dedi onu da beğenmedim.Biz de Cem’le son soryu onun bana sorması konusunda mutabakata vardık. İşte karşınızda Cem’in bana sorusu:
C.Ç:Sevgili kuzenim Yasemin benim hakkımdaki samimi fikirlerini öğrenebilir miyim.Bana gıcık olmuyorsun değil mi?
E.S:Tabii ki bir Çubukçu olduğun için çok özel bir insasın.(Cıvık Ama Ciddi) Sana Oğlak burcu olduğun için zaman zaman gıcık olduğum anlar olsa da (çocukken de fanatik bir Galatasaraylısın diye gıcık olurdum hatta Galatasarayı senin yüzünden sevemedim gitti.) Galatasaray Lisesi ve Üniversitesinden Özür dileyerek seni de çok sevdiğimi belirterek sevgi dolu bir röportajın daha sonuna geliyorum.Unutma Cem hayat sevince güzel.
30.10.2009
iyi geceler dünya!
i'm so sory for everything
peki insan neyle yaşar?
insan nelerle yaşar?
insan neyle ölür?
insan neyle öldürür?
insan tutunan hayvan*
insan savrulan hayvan
insan tutunan hayvan.
insan düşen hayvan.
insan konuşan hayvan.
insan boşa kürek çeken hayvan.
hayvanca pek hayvanca..bu gün şahinde teyzenin bahçesindeki ceviz ağacı için yas tutuyorum.tutulacak yaslar çekilecek acılar için bir telefon kadar yakınınızdayım.belirtmeliyim ki çevre probemlerine daha duyarlıyım.lütfen aşk acısı için arayıp ücretsiz yardım hattımı meşgul etmeyin.
*Cem AKAŞ'a saygılarımla
28.10.2009
dj saddam: 'kötü kalpli ve gaddar yönlerim olabilir bu bir müzik tutkunu olmadığım anlamına gelmiyor'
25.10.2009
ulusa serzeniş
sanılanın aksine ben insanları sevmem, benim hakkımda düşünülen ve benimsenen yaygın ama aslı astarı olmayan kanılardan yalnızca biridir bu.benim sevdiğim şey insanların sevgisidir.sevgi anlayışıdır.sevgi tinidir.sevgi öğretisidir.(kaan sezyumun deyişiyle sevginin gücüdür)
kindar, gaddar, hatta sinsice intikam aldığım anlar oldu.gençtim.
ortaokulda edabiyat öğretmenimle, lisede müdürümle, üniversitede bölüm başkanımla kavga ettim.
gözüm karadır bilen bilir. kimseden korkmam.(devyazış.com)
haksızlığın karşısında dururum.iş kendime gelirse çoğu kez sessizce bana yapılan haksızlıkları kabul ederim.ama bu unuttuğum anlamına asla gelmez canlarım.
temkinsizce beklemem doğru anı bilmemdendir.(ne kadar mükemmel bir inanmışım meğersem)
çok sevdiğim bir filozof olan derrida'dan ödünç aldığım bir kavram(referans kafası) olarak 'affedilmez olanın affedilmesine' inanmaya meyl etmişken insanlığın total olarak şizofren bir evreden geçtiğine inanıyor insanlığın durumuna acıyorum hatta gülüyorum.(son derece ciddiym)
son kertedeyse diyceğim son gülen iyi de güledebilir.önemli olan katılmak.
delikanlı gibi gözlerinizden gelenekselce ellernizden öper başıma koyarım.
dans eden blok
elo shity
*agresif bi yazı oldu farkındayım ama pembe kuru kalemle dipnot yazarak sevimli görünmek istediğim tüm elo shity okuyucularından özür dileyebilme ihtimalini sevdim.
bu arada edacım brüksel lahanasını da severim.pek severim.
14.10.2009
into eternity
(kısa bir ara ve önnemli hatırlatlma:sözüm sana sevgili cihan ayşe burdan sonrası uzayabilir anlatış olarak okumazsan alınmam, gücenmem.)
evet konumuza geri dönecek olursak, işimle biz ayrılık konuşması yapmış olduğu halde birbirinden bir türlü ayrılamayan çift gibiyiz.sürekli last fmden birbirimizi silip ekliyor birbirimize göndermeli acıklı şarkılar dinliyoruz.halbuki bambaşka kafaların insanıyız. ben bi kere özel sektörden hoşlanmayan üç kuruş sermaye bulsam organik tarım yapmak için dağa bayıra çıkcak bir insanım her ne kadar memuriyetle donanmış bir ailem olsa da özgürümüsü denilebilcek bir ruhum var.asla hipi değilim modadansa epey hoşlanıyorum.düstur edindiğim aile geleneği ise temiz ve ütülü kıyafeter giymek.param olsa çok stayliş olucem yemin ederim de o apayrı bir konunun tartışma konusu.bunların dışında espirimental biriyim bilen bilir.
tekrar konumuza dönücek olursak benim zaten epi topu 3 tane eteğim var bunlardan biri poşet etek olarak zamanında dalga konusu olmuş benim kendisini çok beğendiğim bir etek.(bunun da konuyla uzaktan yakından alakası yok alegsz)
üçüncü ve son defa defa konuya geri dönmem gerekirse ihaleye sakın pirezentıbıl kıyafetleriniz olmadan girmeyin canlarım kendinizi kötü hissediyosunuz.ayrıca ihale kurulu başkanı haşmetli bir insan.kameralı ihale ortamı ise baya şaşırtıcı.hiyerarşik yapıyı, iktidarı erki o anda tatttım gördüm birebir topuktan başa korkuyu hissettim daha iyi bir anda tanısam belki severdim o ortamı ama malesef ihale ortamına puanım 10 üzerinden 0. ihale başkanı kalantör amcaya dönecek olursak aramızda şöyle bi diaolg geçti ben pek cevap vermediğim için buna diaolg demekten de utanıyorum ama anlatmadan edemiycem.'bu zarfın hali ne?'dedi önce beğenmedi zarfı, sevgili başkan.(kapalı zarf usülü) zarfta kaşe eksikmiş 'yetkin var mı senin?' dedi 'var' dedim 'kaşe bas' dedi bastım.(ben bu esnada titriyorum)akabinde 'ben bu ihaleyi daha önce 3 kez iptal ettim yine ederim' diye tehtid savurdu.ben hiç bir şey demedim diyemedim.(titrimin ince gülü) arkadaş sanki merlin dizisindeyiz de kral arturun babasıymış gibi herkes saygıda asla kusur etmiyor, el pençe divan duruşlar binbeşyüz.yüzüme gülen bir takım hocalar en ciddiyetli ve gıcık surat ifadeleriyle bana bakıyorlar ben de mal mal gülümseyerek ortalığa pozitif karma vermeye çalışıyorum(tamamen kopuş gülüşü) neyse diyceğim o ki ticaret ego işi delikanlı işi değil.meğersem ganim bey bu adamla önceki ihalede kavga etmişmiş herşeyin altında yatan asıl sebep buymuş.ben de kişisel aldım adamın tavrını .alah alah dedim bana neden uyuz oldu ki bu adam.kendimi şirket temsilcisi gibi göremeyip yasemin gibi görmeye devam ettiğim için tüm redoks ltd şirketi çalışanlarından tek tek özür dilerken bu yazımı da burda gönül rahatlığıyla bitiriyorum.akabinde gelen baş ağrısına ise hiç deyinmeyeceğim. (hastalık hastası kafalarındayım beklerim)
iş hayatının zorluklarına değineceğimiz bir başka yazımda kelime aralarındaki boşlukların içinde yeniden görüşmek dileğiylen..
saygılar
elo shity
11.10.2009
6.10.2009
elo shity hasretle beklenen şahane röportajı sunmaktan onur duyar!! : 'pınar kahraman ile kardeşik üzerine'
bir elo shity klasiği:
arkadaşları yakından tanıma ve tanıtma performansları
volum: 5
konuk no:5
E.S: Sevgili en iyi kalpli arkadaşım pınar kahraman seninle çok uzun zamandır ertelediğimiz röportajı yapmak istiyorum izin verirsen. Sen benim ‘memuriyet’ konulu sorularımı cevaplamayınca uzadı gitti bu süreç. Sonra da ben biraz depresyona girdim bir türlü hazır olamadım röportaj kafasına her neyse şimdi iyiyim yeniden karşındayım seçtiğimiz yeni konu ve sorularla.. sormaya başlıyorum izninle:
P.K: Helo elo shity. Öncelikle diğer röportaj konusundaki kayıtsızlığım için özür dilemek isterim. O sıralarda yeteri kadar sınava ve mülakata giriyordum zaten, bir de üstüne senin KPSS benzeri soruların gelince samimiyetine güvenerek cevaplamadım. İyi ki de öyle olmuş, bu konuyu daha çok sevdim. (asıl ben özür dilerim niniş may aprişieyt)
E.S:Pınarcığım ben biliyorum ama elo shity okuyucularından bazıları bilmiyordur öncelikle kaç kardeşsiniz buradan başlayalım istersen?
P.K: Biz 3 kız kardeşiz. En büyüğümüz Servet Ece (çoğu kişi bu ilk ismi bilmez), ben ortanca bir de küçüğümüz Elif var. Yaşlar sırasıyla 27, 24 ve 22.
E.S:Merak ettiğim bir diğer şey ise kardeşler aranızda oluşturduğunuz daha doğrusu kahraman ailesinin kullandığı şu meşhur jargonunuz bunu sormak istiyorum sana nasıl oluştu bu jargon bize kısaca anlatır mısın?
P.K:Aslında bu jargonları yaratan annem. Nasıl sevindiğimizde ‘oley’, üzüldüğümüzde ‘tüh’ deriz ama bu kelimelerin kökenini bilmeyiz, Kahramanca da böyle bişey. Mesela ‘kinem’ kelimesini anlatayım. Bu eskiden annemle babam arasında kullanılırdı. Sigara içmeye giderken ‘hadi kinem yapalım’ derlerdi. Bazen birbirlerine de ‘kinem’ diye hitap ederlerdi. Zamanla biz de kaptık bu sözcüğü ve şu anda kendi aramızda kullanıyoruz. Nunu, apperim de benzer kelimeler. Bunun haricinde bir de üçümüzün küçüklükten beri kendi aramızda kimse anlamasın diye türettiğimiz kelimeler var. Bunları burda söylemiyim şimdi, yeri gelince duyarsınız zaten.
E.S:Tabii ki soracağım bir diğer soru ortanca çocuk olmak nasıl bir duygu? Zorlukları neler?
P.K: Çok güzel bir soru.Eğer uygun olursa bu sorunun cevabı olarak zamanında bir siteye yazdığım sitem dolu ailenin ortanca çocuğu olmak konulu yorumlarımı aktarayım: Ailenin çocuklar arasında 'büyükten küçüğe' ya da 'küçükten büyüğe' gibi sıralamalara kalkıştıkları zaman hiçbir zaman 'birinci' olamayan evlat. Eğer konusu geçen ortanca çocuk 3 kız çocuklu bir ailenin ortancasıysa, çok büyük görev ve sorumluluklarla doğmus demektir. Çünkü 1. çocuk olan abla ilk evlat ve ilk kız evlat olduğundan üstüne fazlasıyla titrenir, dışarıdaki hayatın vahşi yanları düşünülerek kendisine birçok kısıtlama getirilir. Farkına varılmadan ürkek, çekingen ve 'kısıtlamanın getirdiği özgürlüğe' sığınmış bir çocuk yetişir. Bunu gören ortanca çocuk da ailenin bu tutumuna maruz kalmamak için başına buyruk ama yaptığı herşeyin de arkasında durarak ebeveynlere farklı bir bakış açısı kazandırır(hayata ve çocuk büyütmeye karşı). Ebeveynler, ilk çocukta yarattıkları hasarlar sonucu oluşmus hatalarla ve ortancanın getirdigi yeniliklere uyum sağlamakla uğraşırken küçük çocuk kendi kendine büyüyüverir. Bu yüzden bu kız kardesler uçlemesinde en çok kendi ayakları üzerinde duran ve rahat dönemler geçiren, kısacası en karlı çıkan çocuk en küçük olandır.
Bunun haricinde tabi ki her zaman “o büyüktür, ona alalım”; ya da “o küçüktür önce onunki olsun” gibi sıralamalarda es geçilmek de var.
Tüm bunlara rağmen severim ortancalığı, bunu da ekleyeyim.
E.S:Benim hiç kardeşim olmadı kardeş kavgaları genelde ne gibi sebeplerden çıkıyor uzun süre küs kalır mısınız siz kardeşlerinle?
P.K:Kardeş kavgaları genelde samimiyetten doğar bence. Kaybetme korkusu olmadığından çok rahat ağzınıza geleni söylersiniz ve sonuçlar gerçekten de bir arkadaşla edeceğiniz benzer kavgadan daha az hasarlı olur. Biz genelde eleştiri niteliği taşıyan kavgalar ederiz. Birbirimizin hoşuna gitmeyen hareketleri üzerine doğar tartışmalarımız. Ama bir tane kavgamız var ki Elif’le ettiğimiz, 6 ay konuşmamıştık. Sebep, pilavdı. Şimdi gülerek anarız o günlerimizi.
E.S:En iyi tarafı ne peki çok kardeş olmanın? Ben hep bir ağbim bir ablam bir küçük erkek kardeşim bir küçük kız kardeşim olsun isterdim ama arkadaş grubumuzun tek tek çocuğu benim. Bana ve okuyucularımıza kardeşliğin nasıl bir duygu olduğunu anlatır mısın?(bilmeyenler için)
P.K:Senin tarif ettiğin gibi bir kardeş grubu var mı bilmem, ama gerçekten güzelmiş düşüncesi. Çocuklarımız öyle olur artık ( beraber büyüyücekler ya).
Kardeşlik bence seyyar arkadaşlık gibi bir bakıma. Her tatile, bayram gezmesine, sıkıcı misafir ziyaretlerine yanınızda gelen 2 tane en yakın arkadaşınız var gibi bizimkisi. Hayatınızla ve hayatınızdaki kişilerle ilgili tüm ayrıntıları bilen kişiler. Bir de kardeşlikte saf sevgi var, herhangi bir çıkar ya da daha önceden de belirttiğim gibi kaybetme korkusu olmadığından, birbirinize karşı tüm duygularınızı saflıkla ve içtenlikle dile getirirsiniz. Bu da apayrı bir güven doğurur.
Bizim ev için geçerli olan herkesin 3 tane gardrobu olması durumunu da unutmayalım tabiy.
E.S: Peki üç kardeş yaşadınız en komik olay ya da macerayı bizimle paylaşabilir misin?(kendin seç komik olaya da muacera)
P.K: Hm. (Burda gerçekten ara verdim, düşünücem biraz, çünkü çok fazla.)
Hah. Çoğunuz duymuştur belki, ama yine de anlatayım.
KANO (konuları sadece yazarken değil konuşurken de başlıklı anlatan nadir insan olarak pınar)
Bundan 3-4 sene önce, ailecek Antalya taraflarında bir tatil köyünde tatile gitmiştik. Her zamanki gibi annem güneşleniyor, babam sosyal aktivitelere katılıyor, biz de o 1 haftaya civarda yapabileceğimiz herşeyi sığdırmaya çalışıyorduk. Bunlardan biri de kanoydu. Şimdi bildiğiniz gibi kanolar genelde 2 kişiliktir. Fakat ordaki kanolara 3 kişi de binilebiliyordu. Ama maceracı ve cesur Elif kardeşimiz ısrarla tek başına binmek istedi, üstelik can yeleği takmadan. Kabul ettik ve açıldık denize. Ablamla ben önde, Elif de arkamızdan geliyor. Beceriksizliğimizden midir dalgaların kuvvetinden mi bilemedim, deniz bizi bir anda akıntıya doğru sürüklemeye başladı. Kendimizi denizin içinden çıkmış ağaçlıklı, otlu, börtülü böcekli bir bölgede buluverdik. Çığlık çığlığaydık. Tatil köyü noktacık kadar uzakta kalmıştı ve kimse sesimizi duyamazdı. Elifin can yeleği de olmadığından en çok o panik halindeydi. Sonunda bir yolunu bulduk ve Elif’i bizim kanoya atlatmayı başardık. Sonra görev dağılımı yaptık. Elif ile ablam kanoyu o bölgeden çıkarmaya çalışacaktı, ben de dualar eşliğinde diğer boş kanoyu tutacaktım. Biz ıssız deryalarda cebelleşirken, babam da voleybol oynuyordu ve meğersem bizi göz ucuyla hep takip ediyormuş. Halimizi görünce cankurtaran ekibiyle beraber bir tekneye atlayıp bizi kurtarmışlardı.
Çok komik değil hikayem, hatta bence ürkütücü. Hala hatırlar ve ürpeririz...( korku dolu bi hikayeydi elifin asiliği ise gerçekten yürekleri hoplattı:))
(pınarcığım gerçekten çok keyifli bi röportajdı, daha nicelerine şekerim şek id up!!)
İmza
Elo Shity
4.10.2009
from one to another
haftalık bir 'new adventures of old yasemon' programına daha hoşgeldiniz.hatta ne iyi ettiniz de geldiniz.öncelikle bir şarkı ile açılışımızı yapıyoruz:
'geçsin günleeer haftalar aylar mevsimleer yıııllar
zaman sanki biiir rüzgar
ve bir su gibi aksın' (bir ki üç bir ki üç/rast makamı)
siz bilmezsiniz ama türk sanat musikisi tutkusu olan sevgili ilkokul öğretmenim macide kayacan'ın bana yegane öğrettiği şarkılardandır kendisi.o zamandan bu yana halen ara sıra bu şarkı söyleyip eğleniyorum.*
bu arada viks (aka vicks) dediğimiz buharlaşan merhem her derde deva bu haftaki teşekkürümse vikse gidiyor.iki gün boyunca her yanıma sürünce sırt boyun, kol, bacak bütün ağrılarımı şıp diye yok ediverdi.tenk yu viks.en sevdiğim merhemsin.
sevgiden, iyi niyetten, teşekkürden ve af dilemeden hiçbir zaman vazgeçmeyecek olan bloğunuz
Elo Shity
*ortaokulda neredeyse tüm iş teknik derslerinde 'yine bir gülnihal' şarkısını söyleyerek içini baydığım tüm ergen arkadaşlarımdan özür dilerim.inannın bu şarkıyı söylememde tüm suç sadece şarkı söylerken konuşamadığımı bilen orta asyadan gelme metehan tipli hocam akın taymaza aittir.
önemli hatırlatma:daha önce size anasınıfında çok konuştuğum için ağzımı koli bandıyla bantlayan cadıya benzyen anasınıfı öğretmenimin bana yaşattığı travmayı anlatmadıysam bi ara hatırlatın da anlatayım canlar.evet hepinizin de tahmin ettiği gibi ne geldiyse başıma bu düşük çenemden geldi.
öptüm öptüm
fesat kız
1.10.2009
29.09.2009
prensipli bi insan olarak yasemin çubukçu: 'dizi izliyceksem kuzeyde bir yer dizisini izlemek isterim'
öğrenmek de istemem.
çet yaparken aynı anda kanaviçe yapmak insanın kendine işe yarar olduğu hissini veriyor dostlar demedi demeyin hemen deneyin.hatta hayalim kanaviçe partili altın günü.
bu güne dönecek olursam sevgili ihmal ettiğim ama çok sevdiğim sevgilim elo shity sanırım bayram ziyaretine gidemediğim için vicdan azabı çektiğim ve akabinde merhaba demek için uradığım tuğçe arkadaşımın ebeveynlerini uygunsuz bi durumda yakaladım.naci amcanın bastıra bastıra ben 'en üst katta internetteydim'(üç kere) demesi necmiye teyzenin de 'çıplakım yukarı gelme' demesi de böyle düşünmemi tetiklemiş olabilir. bi güzellik vardı suratlarında, bi aydınlanma..giderken de 'tuğçeye selam söyleyin baskın yaptı' diyin dedikten sonra bi iki saniye utandım.ailesel mahallesel kafaların dibindeyim.
mahallenin çocuklarını odama topladım geçen gün zapt edemedim sonra kovdum şimdi arada gelip balkonu tıklatıyolar gülüyoruz eğleniyoruz.(kovmamdan hiç etkilenmediler orası ayrı) elif'le camdan cama sessiz sinema bile oynadık.samimse çocuklardan hiç mi hiç hoşlanmıyor en az annem kadar.annem de o da çocukları görünce ortadan kaybolmayı nasıl başarıyorlar anlamıyorum.bunu fırsat belleyen çocuklarsa eşit paylaştırdığım topik jelibonların hepsini hüpletip(benim hissem de dahil) koşarak yalancı bi yasemin abla seni çok seviyoruzla beni geçiştiriyorlar.
neden yazmıyosun elo'ya diye düşünüyosanız yeni arkadaşlarım eğer çocuk olsaydım beni nasıl hacamat ederlerdi onu düşünüyorum günlerdir onu çözersem çocukluk hatalarımı da yenmiş ve yeni bi sayfa açmış olucem.o sebepten sen gece gel ya da bu gece gel.
imza
aileyi,mahalleyi , kalamarı ve düğününü çok seven blok elo shity.
10.09.2009
şenlikli hayatımdan gerçek kesitler(odamdan sigara alıp hemen geliyorum anne, konuşucaz o ciddi konuları)
- espiri yapan veterinere tahammülüm yok.hele de samim o sırada can havliyle 'buraya işedim beni bu lanet olası kutunun içinden beni çıkarın ulan' diye ciyakladığı zamanlarda.veteriner naci bey aslında iyi bi insan biliyorum bunu içten içe, tanısam mutlaka sevicem.*tanımaya fırsatım yok sizi, üzgünüm naci bey! sizden bunun için tüm kalbimle özür dilerim...çünkü aşağıda taksi bekliyor bi yandan kafamda sorular dönüyor bir tane aşı varmış lösemi aşısı mı neydi cana dedi şevkiye yaptırcaklarmış onu toparlamaya çalışıyorum.adam 'ne iş yapıyosunuz?' sorusunu patlatıyor aradan her zamanki gibi geriliyorum bu soru karşısında 'pazarlamacıyım hani kapı kapı dolananlar var ya biraz onun gibi ama geçici bi iş yemin ederim' diyorum içimden.ağzımdan sadece 'labratuvar cihazları pazarlıyorum' çıkıyor.mikroskop ampülünü gösteriyor 'bunu satabilir misin?' diyor naci bey.'off samime bak be adam satamam işte istesem de satamam karaköyde börek bile satamam' diyorum içimden. 'ampülü satamam ama size mikroskop verelim yeni' diyorum samimiyetsiz bi gülümsemeyle.'iyi bi satıcısınız' diyor(sanırım sırf samimiyetsiz gülümsemenin hatrına).nasıl yalan olduğu belli olmayan bi dialog var aramızda.artık ümitsiz küçük emrah(artık rahatlıkla söylüyorum bakın emrah emraah emrah) bakışları atma vaktim geliyor 'gözünüzü seviyim tonton abim çıkarın şu canı şuncacık taşıma kutusundan' diyorum.bakış gücümle alt ediyorum nacoşu.samime yöneliyoruz.her tarafı çiş sıvazlaması tabi zavalımın çekip ensesinden çıkarıyorum.nihayet aşılar tamamlanıyor takvimlerimizi ayarlıyoruz bir dahaki buluşma için.'bizi seçtiğiniz için teşekkür ederiz 'diyor tontiş naci.eklemeden de edemiyor 'yanlız gerginsiniz bu gün bizimle ilgili değildir umarım' 'genelde gergin bi insanım ben hep böyleyim hiç değişmedim yaklaşık bir senedir de artan bi gerilim hattı içinde yaşıyorum zorunuza mı gitti' diyorum içimden tabii ki 'sizinle alakası yok, iyi günler' olarak özetliyorum ağzımdan çıkan iki cümleyle.
- mahalemizin taksicisisnin beklerken taksimetreyi açmamış olup giderken aldığı paryı istemesi günü kurtaran güzel an oluyor.bense içimden ne sinsice şeyler düşünüp adamıcağızı yargısız infaz ettiğim için utanç duyuyorum.(zaten bu adamı bi kere köfteci osman amcayla kanka muhabbeti yaparken görmüştüm bi nebze içim ısınmıştı)
- eve gelince samim çiş hüzmesi vicudunu(nasıl yazıldığını biliyorum ama söylediğim gibi yazmak hoşuma gidiyör) temizlememde epey zorluk çıkarmış olsa da annemin yine gereksiz yere aldığı iki mikrofiber bezi görünce kendime geldim.hayatın anlamını buldum yalandan mikrofiberbezde.
- şimdiyse ayşegüle mantı yapmaya gidiyorum canlarım sonrasında neler olcak çok merak ediyorum.
*sourberryde 'özünde iyi program' diye bi program var onu benim çok yakın arkadaşım yapıyor.(nasıl bir reklamsa)
sevgi barış dostluk içinde akın canlarım.
(yoga öğretisi kadar sevgi dolu blok elo shity )
8.09.2009
6.09.2009
tarihin tekerrür mekanizması
şurda neşe dolu bir yazı yazıp acısıyla tatlısıyla geçen koskoca bir yılın muhasebesini yapıcaktım ama her zamanki gibi bana ayrılan süre malesef doldu.süreyi kim koydu orasını allah bilir.(iç dünyamdan bahsetme girişimlerimde kendimi engelliyorum hadi size bunu da itiraf ediyim, ama ne yapayım dostlar ben ket vurmasam neredeyse yeşil kiraz kitabı kadar saf ergenik duygularımla şarkı sözleri yazıp altına hug it mug it love it yazıcam(ki ben bunu istemem),böyle girişimler engellenilmeli insan kendine de olsa yapmamalı efendi olmalı insan dediğin,gerektiğinde kendini sabote etmeyi bilmeli,unutmamalı o güzel günleri anılarla gönülleri hoş tutumalı avutabilmeli,gerekirse de susmayı bilmeli)
aralıksız alakasız konuşmalar yapabilme konusunda epey iddalıyım.kapışırım.
zaten ankaraya gelirken otobüste cana'yla yaşlı kadınların aynı anda iki konuyu birden konuşması olayını birebir uygulamaya çalıştık.o kadar da zor değilmiş.tam istediğim kafa.kendi konuşmana devam ederken onun sorusuna da cevap veriyosun tabi karşındakinin de aynısını yapması gerekiyor.(iki kişinin de ya yaşlı(ben) ya da zeki(cana) olmasını gerektiren bir aktivite) (arkadaş ortamında denenmesi sakıncalı)
dilimin kemiği olmadığını bilen bilir.sakin gibiyim ama farkındalığın ışığıyla da kutsanmış ters bir tarafım da var.tersim kötüdür.(sulu /kuru)
son olarak iyki doğdun elo shity.başından beri sadece bunu söylemeye çalışıyor olduğumu muhtemelen yine bir tek sen anlayacaksın.
*walter benjamin'e sonsuz sevgimle
2.09.2009
space travel is borin darling let's get married!
1.09.2009
gene zofingen yine kopingen
yıllardır komşumuz olan firdevs teyzenin ortanca oğlu önder abiden gelen gariplik ise 'bi gün havuza gidelim' diyerek telefonumu alması oldu.iyi gidelim de ne alaka ağustos bitmiş yaz bitmiş kesin gözü var bende.bu aralar aşk auram baya yüksekçe.zaten stepgrandmam zeynep'ten dedemin ölmeden önce 'yasemini kaçırma iyi kız tayfuna al' dediğini öğrendikten sonra istanbul'dan döndüğüm güne yeniden küfrettim afedersiniz. (bizim mahallede aşk yok havuz var evlilik var iyi kızlar var yaşı geçmiş mis gibi, bi de osman amca var köfteci) komşumuzun oğluyla havuza gidip akabinde dedemin üvey oğluyla evlendirilirsem sırf eğlenmek için yapıyorumdur şimdiden yanlış anlamamanızı temenni ederim.ee mahale baskısı böyle bir durum.(gelip kurtarırısınız jönce orası ayrı,parada anlaşırız)
onun dışında biraz önce tuğçe tam bir ergen gibi daha 17 17 17 imişcesine camdan atlamak suretiyle evimizden kaçıp sevgilisyle buluştu annemin huzursuzlanıp pire var diyerek uyanması ise olaya heyecan kattı.kıçından iterek camı kapadım.anneme doğru koştum.eskişehir hep anlattığım gibi şenlikli bi yer.kendi bedenimden hayli küçük bir kot elbiseye sıkışıp görevli bayandan yardım istememse bu güne skandal özelliği katan bir başka olay oldu sevgili günlük.
asla 3 yaşında olduğuna inanamadığm ece ise bana 'sen insan mısın diye sordu?' bi duraksadım yer yer zaman zaman belki gibi cevapları içimden geçirmedim değil.hepimiz insanız dedim sevindi.(evet bir çocuk sevindirdim dostlar) laf salatası gibi hayatım var.
alakasız yine tuğçeye dönmek zorundayım ama blok yazımı sabote etmesinden şu an o kadar rahatsızım ki dayanamayıp size şikayet edicem.(bu arada arkadaşlarımızı şikayet edebilceğimiz bi mercii olsa baya rahatlardık ne dedikodu kalırdı ne haset/bu dünya için baya güzel fikirlerim var ama geç anlaşılacak biliyorum bunu) bu tuğçe biraz önce camdan kaçmakla kalmayıp şimdi ise geri geliyorum diye mesaj attı 'gelme vallayi duyar annem,ikimizi de yakar' dedim.üzgünüm tuğçe ama sana puanım malesef 2 annemse mışıl mışıl uyuyor.(kendi bloğunda dedikodu yapmanın kopuş noktaları)
yarın sırf kendime işkence olsun diye oruç tutup bozup 61 gün tekrar oruç tutasım var.oruç sonuçta kendini tutmakla ilgili bi mesele.(kamusal sanal mecramda dedikodu ettiğim için sen beni affet ya rabbim)
bi de 'mobil demokrasi' diye bi şey varmış bu konuyu da bi yere not ettim bi ara düşünücem olurunu.şimdilik para sayma makinesi alsam mı almasam mı diye düşünmekle yetindiğim bir düşünce selinin sonunda hepinizi sevsem neye yarar diyorum.(kaç yazar da diyebilirdim olayı arabeskleştirmek tarzımı bozar diye yapmadım ama size itiraf etmeden de edemiycem sevgili canlarım)
bu yaza damgasını vuran şarkı ise ajda pekkandan aynen öyle.itirazı olan varsa hemen savunmamı hazırlıyorum.sokrates gibi insanım tek farkımız ben acayip boş şeyler düşünüyorum.
yıllardır da en azından farkındayım düzelicem diye kendimi avutuyorum ama hiç ümitlenmeyin,bu dünyada düzelmeye göre bir şey varda benden saklıyorsanız kalbimi kırılmış bilin.
iksir eiyksoaw
*iyki varsın elo shitym canım benim.yemin ederim bu gün bi tek sana teşekküri layık görüyorum.
29.08.2009
23.08.2009
thank you i love you(ince sesli söyleyiş)
en çok merve ve serkan çiftini darladığım için ilerleyen bölümlerde onlara bir kıyak geçme projem gündemde.nüvit beni hemstırla beraber çalışma odasına kapadı,kendi odasında friends dizisine kilitlendi.(en yakın arkadaşına duyulan özlem de bi raddeye kadarimiş) bu gün 10 lira bayıldığımız falcıya göre hayatım 2 buçuk ay sonra düzelecekmiş müjdemi isterim.(gereksiz para harcmaları kafasından kopmak gerek) onun dışında uzun zamandır sinemya gitmedik hadi bi gidelim diyerek seçilen filmlerin de yalan olduğunu söylemeden edemiycim. memet günsürün başrolünü oynadığı(başka hiç bir şey göremediğim film) italyano filminde en az 8 kere 'ben itlyanım' diyerek gerçeklik etkisini yiritdiğineyse iki gözümle şahit oldum. bu günlük bu kadar, sevgiyle kalın.sevgiler.esenlkler ve bir takım hoş çakal sözcüklerini içinizden geçirmeyi asla unutmayın.
16.08.2009
en sevdiğim özlü söz: asil azmaz,bal kokmaz.
yine en az üç kişiye söz verip evde oturmayı tercih ettiğim pazar günlerden birinde karşınızda olmaktan gurur duyuyorum. yaptığım araştırmalar sonucu bu yaza damgasını vuran şarkıya çok yaklaştım ama hala kararım kesin değil.ağustosun 30'unda bir basın açıklamasıyla yaza damgasını vuran şarkıyı beyan edebilirim.ya da etmem zaten pek de umrunuzda değil biliyorum.
en az shaquille o neal'i (o kadar zor yazdım ki ismini ) sevdiğim kadar jet lee'yi de seviyorum.ikisi de çok iyi insanlar.özellikle jet lee çok iyi kalpli bir insan.(afetzedelere 42 milyon dolar yardım yapmak her babayiğidin harcı değil)
*şovsal harketler yapmak zorunda kaldığım tüm ortamlardan özür dilerim.tribünler benim işim geriye kalan tüm coolluklar için mastercard.
14.08.2009
think thank
winter şarkısı part 2I want the days to come, I want these sleepless nights to end
I lie here thinking how I lost you to all your stupid friends
You made me feel so foolish for the twenty-second time
Your love might be the last time that I try
+++++ +++++
Don't know if I'll make it through this winter without you on my own
I waited here for you forever, I can't believe you'd go
I may not have the answers, but I'd rather never know
Your love was such a heavy, heavy blow
+++++ ++++++
Goodnight my love, you seemed so nice 'til I knew you better
Now I can tell you're always thinking twice about what might be better
On the outside, there's no conscience, you're a victim of your cautiousness
You don't try, you just lie there hoping that someone will come to make it right
Meali:
gelecek günleri istiyorum bu uykusuz gecelerin bitmesini
burda uzanıp düşünüyorum seni nasıl kaybederim senin o aptal arkadaşlarına karşı.
sen benim kendimi en az yirmi saniyeliğine aptal gibi hissetmeme neden oldun (şarkının en can alıcı sözü)
ve senin aşkın belki de benim denediğim son aşk olacak.
bilmiyorum bu kış sensiz yapıp yapamayacağımı kendi başıma.(belden aşağı espri yapmak istemiyorum)
seni burda sonsuza kadar bekledim gitmene inanamadım.
belki cevaplara sahip değilim ama bilmemeyi tercih ederim.
senin aşkın çok ağırdı ağır bir darbe, bir saldırı, yumruk gibi.
iyi geceler aşkım, seni daha iyi tanıyana kadar çok iyi görünüyorsun. (hiç anlamadım bu sözü)
şimdi sana açıklayabilirim her zaman iki kere iki kişi için düşünmenin gerekliliğinin neden daha iyi olduğunu. (bakın nasıl açıklayacak)
dışarlarda asla vicdan yok, ve sen tedbirinin kurbanı oldun bebeyim (bunu da anlamadım)
denemedin, denemiyorsun sadece orda öylece umut ediyorsun birinin gelip işleri yoluna sokmasını.
i'm kamber but it's ok!
2009'a veda adlı çalışmam pek yakında.
şu an biraz ruh geldi röportaj sıralamamı kafamda belirledim beğenmeyen beri gelsin.
1-nüvit konu: ilişki eksperinden dengeleyici tirikler.
2-pınar konu: kardeşlik ilişkileri ve ortanca çocuk olmanın güçlükleri
3-mine konu: balık burcu kadınlarının düş yaşamları ve kapitalizm eleştirisi
4-umut konu: lades hikayeleri
*müzik yapmak için çıkardığım 15 senelik korgumdan samime yataklık ettiği için özür dilerim.samim elektronik aletlerin üzerinde uyumaya bayııyorsa benim günahım ne?
hepimizin de bildiği gibi sesim çok güzel ama artık ünlü olamayacım gerçeğine de alıştım.
see you another world broz!
















%2520Links.jpg)


