2.07.2010

hazırlayan ve sunan: elo shity

volüm 8

konuk no 8


E.S: Sevgili dostum Şule nam-ı diğer Jul, seninle üniversite yıllarında ne zaman başladığını bilmediğim gizli edebi dostluğumuz, mektuplaşmalar birbirimize kitap göndermelerle tüm hızıyla devam etmekte, hatta ikimizin birlikte yazmış olduğu bir hikâye bile olduğu rivayet ediliyor..(tüm gerçekleri itiraf.com inceliği ile ortaya çıkarabilen blok olarak elo shity’e sevgiler)

Ne günlerden ne günlere geldik.(Hey gidi günler sizi gidi günler) Ortaklığımız balıklıkla alıklık arasında kitaplarla uyuyanlardan olmamızdan ileri geliyor diye düşünüyorum ama atıyor da olabilirim. Ben de bu vesile ile seninle kitapların hakkında bir röportaj yapmak istedim. Umarım kabul edersin. Meraba.

S.G: Meraba n’aber deyişin canlandı kulağımda : ) Meraba moni’m.

E.S :Öncelikle ne sıklıkla kitap alıyorsun? Bu senin için vazgeçilmez bir durum mu? Kimliğinin bir parçası mıdır kitap satın almak?

S.G: Hiçbir şeyim düzenli periyotlarda olmadığı kitap almam da düzenli bir periyota sahip değil.

Ama sahip olduğum tek ve son 50 liranın tümüyle kitap alıp eve yürüyerek gitmeyi rahatlıkla göze alabilen biriyim.

Bu benim için geçmişe nazaran daha vazgeçilemez bir durum. Eskiden kütüphane ile ilişkim daha yoğundu. Son zamanlarda zamanımın büyük çoğunluğunu satmış olduğum için kütüphaneye gidip gelemiyorum. Sanıyorum hem bunun etkisi ile hem de garip bir kitap mülkiyetçisi olmamın etkisi ile bu benim için oldukça vazgeçilmez.

Kimlik, mefhum olarak kafamı karıştıran bir şey ama sanırım kendimin önemli bir parçası.

Kitap satın almak, kimliğinin bir parçası mıdır sorusunu bilinçli mi sordun bilmiyorum ama tüketim enteresan bir alışkanlık ve bir tüketim nesnesi haline sokuverdiğim kitap da kimi zaman beni garip bir şekilde sakinleştirebiliyor.

E.S:Dünya üzerinde en sevdiğin kitap hangisi? Ve akabinde soracağım soru sence bunun nedeni ne olabilir?

S.G:Dünya üzerinde en sevdiğim kitap yok sanırım. Dönem dönem çok sevdiğim ya da sürekli çok sevdiğim kitaplar oluyor. Bu değişkenlik gösteriyor. Mesela bugün “Kör Baykuş” benim çok sevdiğim bir kitap.. Günlere paylaştırabiliriz, belki sevdiğim kitapları. Bilemedim..

Bir kitap seçemedim. Nedenini bilemiyorum sanırım dolayısı ile. Nedenler var belki de o dönem o kitapların seçilmesine neden olan…-Ne garip bir cümle oldu bu : ) Arada ikimiz de garip cümleler kurduğumuzun bilincinde garip cümleler kurmayı severiz sevgili moni.

E.S:Birlikte en uzun süre vakit geçirdiğin kitap hangisi?

S.G:Humm.. Bu zor bir soru.

Birlikte uzunca zaman geçirdiğim kitaplar oldu.

Sevdiğim ve bitmesini yeğlemediğim kitaplarla bu tarz bir ilişki yaşıyorum, sanırsam. O kitapla olan ilişkim ne kadar uzun olursa sanki o günüme de o kadar çok dâhil oluyor. Ya da tam aksine o kadar çok günün karmaşasından/kargaşasından beni kurtarıyor..

Bunun aksine, sırf tanık olmak istediğim kitaplarla ilişkilerimin de uzadığı oldu.

Çantamda kutsal kitapmışcasına gezdirdiğim bir kitabım olsun isterdim ama bugüne kadar böyle bir kitap olmadı. Tercih etmekten yoğun bir şekilde kaçınıyorum son zamanlarda…

E.S:Ben biliyorum yazdığını ama Elo Shity okuyucuları bilmiyordur ( huzurlarınızda gizli kalmış ve kelimeleri olan biri olarak şule genç ) çocuklar için yazdığın hikâyeleri ne zaman okuyabileceğiz? Ufukta aylaklık ve iş temposundan kalan zamanlarda bunun için bir emek harcama projesi görünecek mi?

S.G:Bu soruyu ben de kendime soruyorum aralıklarını sıklaştırarak.

Bir şeyleri toparlamak istiyorum, son yazmak ya da sonlandırmak zorlandığım şeyler. Ama beni tatmin edecek bir boyuta sokmak sonra da belki birkaç çocuk yazını ile ilgilenen yazarla mailleşmek gibi bir arzum var.

Radikal bir karar verip sadece masal yazmaya adarım belki de kendimi. Önce çok yoğun bir okumaya ama tabii ki.

E.S:Kitaplarla birlikte durmak sence bir bencillik mi yoksa hayat dururken hayatı habire kelimelerde arıyor olmak artık kelimelerden arınmış imgelerle örülmüş bir dünyaya dönüşen çağımızın ruhuna uyan bir eylem mi? (Aslında soruyu bu şekilde sormayacaktım ama böyle çıktı elimden, söyleyeceğini söyleyemeyen blok olarak elo shity)

S.G:Kitaplarla olan ilişkiyi bencillikten ayrı düşünmek çok kolay değil. İçine saklanılırken seninle saklanmacı olan bir şeye olan ilgi nasıl bencillikten uzak tutulabilir ki?

Okumak, özellikle benim tercihlerim olan şeyleri okumak çağımızla çok bağdaşlaştırılabilir bir okuma değil sanırsam. Kendim her ne kadar yetişebilen rolünü oynar gibi yapsam da tam da yetişemeyenleri, çağa uzak kalmışları okurperverim genellikle..

E.S: Bir çok soruya ustalıkla cevap vermedin, bir tek kitap ismi zikretmedin tebrik ediyorum seni bu hassasiyetinden dolayı.Ben olsam bin kere Oğuz Atay en az onsekiz kere de Perec demiştim.O da benim görgüsüzlüğüm olarak tarihe geçerdi.

S.G:Röportaj için sevindirik oldum, moni. Bu günlerde biri benimle röportaj yapsa diyordum. Bir şeyi istemek ve gerçekleştiğini görmek oldukça mutlandıraç. Mutlandıraç bir arkadaşa sahip olmaksa bunun dozajını oldukça artıraç…

Sevginin kitap aşkının mezura ile evi ölçmenin bloğu.

ELO SHITY

1.07.2010

tutuğu plastik mavi şey ne olduğu belli olmayan yaşar alptekin ciddi konuştu:'kendi tarzımı islami bale olarak nitelendiriyorum'

tembel insanın yaratıcı olduğuna olan inancım gün be gün eriyorken.

elo shity'e az yazıyor olmam sevginin gücüne olan inancımın azaldığını göstermiyor.lütfen yanlış anlaşılma olmasın dostlar.final bölümüme daha en az 19 sezon var,dünyanın en uzun süren dizisiyle yarışmak amacım.başıma ender bi biçimde komiklik geliyor olması da doktora öğrencisi arkadaşım çok ciddiyetli insan mine ile takılmamla ilgili olabilir.ha mine çok iyi kız orası ayrı.bi kaç spor salonu gezdik dün mineyle ben birindeki cosmopolitanın içindeki ilişkilerle ilgili korkunç yazıyı okuma isteğim yüzünden(çünkü okurken yarım kaldı) orası daha iyiydi oraya yazılalım dedim hemencik kabul etti mine.zaten mineleri severim,çocukluk arkadaşım pörtlek gözlü mine olsun mine sübiler olsun mine koşan olsun hepsi iyi insan.cosmopolitan okuma isteğimi önce kadının doğası ile bağdaştırıp akabinde yok yea öğrenilmiş çaresizlik büsbütün diyince mine bi rahatladı,bu aralar tam bi alışveriş yapıp cosmopolitan okumaktan başka işi olmayan kız gibi davranışlar sergileyesim olduğuna inanası gelmedi minenin.Hemen kentsel dönüşüm ve mekansal ayrışma gibi laflar etti kafamı toparlamak adına.Her eve lazım böyle arkadaş.Tabi bu merveyi gizemi ayşegülü ve istanbuldaki adını saymakta şu an güçlük çekeceğim tüm dostlarımı aşırı özlediğim gerçeğini değiştirmiyor.
Yollarda öğrenciler ve velilerle karşılaşınca yasemin hanımla yasemin hoca arasında bi kafada selamlar veriyorum.beni öyle bi anda yakalarsanız bilin ki o ben değilim.ben bende değilim meçhullerdeyim.
Sevgiye inanan blok
elo shity

6.06.2010

ter,kedi, dil/ din vs.

insancıl kitabevinin sigaralarımı saymaktan en hoşnanan insanı ati abi, seç pasta fırınının takkeli hacı amcasıyla çok derin muhabbet içinde şimdi.aslı mehmet abinin nasıl olduysa ayak kokusunu duyup kusmayı başarabilen gördüğüm en iyi hamile yönetici sekreteri.benimse mecalim yok habire de açıp açıp günlük tutuyorum,yağmur baya güzel bir yenilenme bir geri dönüşüm ne biliyim bir hisseli harikalar diyarı hissi.cırtlak sesli öğrencim mustafa ceylan fıkra anlattı tenefüste, altımda mervenin pantalonu ve gizemin gömleği olmasa şu an ayakta durmakta daha da zorlanıyor olabilirdim.o gömlek ve pantalon ayakta duran birini hak ediyor.bağdaş kurup büro masasının altından tek ayağı gözüken ve çocukluğundan beri hiç kimse beni sevmiyor mottsunu kendine düstür edinmiş birini değil.destur bismillah.ter kedi dil ve dinin ise konumuzla hiç bir alakası yok.başlıkla bağlam arasında ilişki kurmaya çalışan tüm dünyanın kaybedenleri için smiths'den geliyor 'barbarism begins at home'.Kesin yaza damgasını vuracak demedi demeyin. Daha yazın çok başında olduğuumuz bu senenin pop top 10 listesini yapma görevini ise her zamanki gibi çok sevdiğim dostum ayşegül imere bırakıyorum.ayşegül bi ara gelip beni de listelersen iyi olur.

xoxo

seç pasta fırınının haylaz çocukları gazoz kapağı ile maç yaparken

tenefüse kadar yapmam gereken aslında elimdeki kitabı özetlemek olmalıyken her zamanki ölümcül ruh hallerim ve üzerimdeki garip kokuyla birlikte sana da meraba sevgili okuyucu.
sen bu satırları okuduğunda ben muhtemelen çok başka kafalarda olacağım,tekrar okuduğunda ise yine rengi başka tadı başka bir insan olacağımdan emin olabilrisin..dün tanımadığım yaklaşık 12 kişi ile çember oluşturup yağ satarım bal satarım oynadığım doğru, sayko oyununu da çözdük mü çözdük. e ne kaldı geriye?arta kalan ne?biraz sonra zil çalar ve ömer toprak şavlı odama ilk gelen öğrenci olma oyununda ilk olmak için kapıyı açar.duvarım silme dolu 'sen çok yaşa yasemin hoca' kaç saatlik ömrüm kaldığını hesaplıyorum sbs punalarını hesaplarken.hepiniz çıkın gökyüzüne bakın koşun diyorum şu güzel ilkbahar yağmurunun altında.bakarken ardından gitme kal diyemedim şarkısı kadar acıklı bir biçimde kaan atacan'a öp elimi barışalım diyorum. cuma günü havanın güzel olması için dua ediyorum go karta gidebilmek için başka bir takım room 641 tarzı tiple.yeryüzünde yalnız gezen yıldızlar gökyüzünde sizin kadar yalnızım..ah be ben, ilahi ben,aşk olsun.

4.06.2010

çin çin

Giderek dünyanın en sıkıcı insanı haline döndüğüm doğru.Ukulele aldım mesela 35 lireya napıcaksam geçen yaz(teomandan o yaz şarkısını hatırlayarak) evde org eşliğinde kayıt yaptımdı onun vermiş olduğu gaz bu seneye de sirayet eder mi dersiniz?zaten çok kötü şarkı olmuştu o şarkı 'samim samim' diyordum bir kaç kere çok deneysel aşırı sanatsal bir çalışmaydı.o zamanlar da başka türlü deliliklerin dağlarında geziyordum.cinsi farklı ama grip aynı girp.muzdarip.yani arkedeş gandi kemal mandi kemal ama chpnin mantığı değişmezse bu işler de çok zor yonca(hemen güncel politikaya da değineyim dedim)
Komşumuzun kızı cansunun doğum gününe davetliyim,o kadar parasızım ki evden bir şey sarıp götüreyim dedim mikado vardı annem o güzel dedi olmaz.armağan teorileri yıkılıyor.gelenelsel sosyal yaplıar çöküyor.Kendimizi hangi kimliğmizle tanımlayacağız şimdi?
zaten muhafazakar bir ailesi olduğunu bildiğim bir öğrencime bedeva kola kapağı diye bira kapağı veridğimden beri hayatım gün be gün boka sarıyor.gerçi nazımla çok güzel dondurmacıda dondurma yedik burnumu fln sıktı ama herşeye rağmen bu dev dev rahatlıkların ardında bi sinsilikler bişiler kesin var... zamanın daha yavaş geçtiği bir senede görüşmek dileğiyle.
Ne demiş Goffman person sözcüğünün ilk anlamının maske olması büyük olasılıkla tarihsel bir raslantı değildir.Çok koşan çabuk yorulur direk hepinizi derelerden su içerek tepelerden döne döne düşşüşerek seviyorum.

25.05.2010

Who's going to show your pretty little feet*

*sadece ayaklarına sürdüğü ojelerle bile insana mutluluk verebilen tek insan olan ayşegül imere sonsuz teşekkürler.

13.05.2010

HAY LAYF(yüksek hayat manasında)

'sessiz atın çiftesi pek olur'(twitter yazısı gibi oldu ama ben bunu son iki haftadır en çok kullandığım atasözü ilan ettim)
sevgiler.

28.04.2010

smiths albümü gibi*

*eda cabbar'a ve küçükken çok iyi bir futbolcu olan cabbar babaya teşekkürler.

Beklenen Röportaj:Eda Cabbar Brüksel'den Bildiriyor!!!

hazırlayan ve sunan:elo shity

völüm 7

konuk no:7

Sevgili dostum Eda,namı diğer edat, namı diğer cabbar,öncelikle bin yıldır görüşemediğimiz (face to face olarak) ve birbirimize attığımız kartların postada kaybolması konularını Tanrının gündemine taşımak istiyorum, kadersel olarak epistemolojik bir kopuş var, bir AB uyum yasası kadar uzağım sana Edam ama bir o kadar da yakın.Ehemeh daha da uzatmadan sorularıma geçmek istiyorum..

E.S:Önceliklen birinci sorum tutuğunu koparan bir insan olmana rağmen (gerek LSE tecrüben gerekse avrupa açılımın) neden biz bu başarıları(kendimi de başarılı bir insan olarak adleddim kurunun yanında) aşk ortamında yakalayamıyoruz sevgili dostum? Bu cesur yeni dünyanın sanayi sonrası erkekleri hakkında samimi olarak neler düşünüyorsun?

E.C: Sevgili Yasemin, öncelikle röportajindaki gecikme icin özür diliyorum. Fakat cesitli afetler sebebiyle biliyorsun dunya sistemi degisik calisiyor. Mesela volkan patladi diye eve donemedigin zamanlar olabilir. Benimde yaptigim rotar tamamiyle dogal etkenler odakli.

Okuyucalarina kendimi yanlis tanitmak istemem. Yeni dunyada ben eski kalmisim gibi bir his gittikce icime yerlesiyor. Bence hersey bastan cikarma kavramina dayaniyor. Her kavramin icini bosalttigimiz gibi, bunu da pas gecmedik. Bu yasamin her yonunde oluyor. Bir vitrin de seni bastan cikartabilir ayni sekilde bir erkekte. Sadece romans denilen donemin hizla ileriye alindigi zamanlar.

Evet yukardakiler cogunu soyleyerek kendimi kandiriyorum. Su an Paris’te kimbilir kac cift opusuyor?

E.S:Son dönemde postmortem erkeklerde başgösteren en büyük ego hastalıklarından biri olan DJlik nosyonu hakkındaki görüşlerini almaktan gurur duyarım.(muzdarip olduğumuz derdin adını koydum) uygunsuz soru

E.C: Ben sana onun yerine bes dakikada nasil yemek yeme ozelligine sahip oldugunu analtayim.Kucukken her kumpirimi ablamla paylasmaya zorlanirdim. Ablam bu sirada butun kumpiri yediginden, ona yetismek adina her gecen gun bu alanda hiz kazandim. Yil 2010 oldugunda butun masayi 10 dakika icinde mideme indirecek guce sahip oldum. Evet, kendimden korkuyorum...

E.S:Sektör olarak moda sana çok yakışan bir çalışma sahası bence aslen, Hüseyin Çağlayan’ın Vöğg reklamındaki tanımı ve moda hakkındaki görüşlerini kısaca bizimle paylaşabilir misin?

E.C:Herseyden uzak kaldigim gibi bu olayi da bilmiyordum. Sayende izleyip iki guldum. Ilk olarak, Huseyin Caglayan’a ingiliz aksani cok yakisiyor demek istiyorum.Moda beni birakali cok oldu Yasemin. Haklisin bir ara o sektore girme konusunda oldukca hevesliydim ama sonra baktim ki on dakikadan fazla kendime bakmayi beceremiyorum. Genede modayi sevebiliriz bence. Gelip giderken iki uc ust bas getiriyor. Sonra bir bakiyorsun cuzdanimi bosaltiyor. Seytan isi demek istiyorum cunku kendisiyle bir ask iliskimiz yok sayilmaz. Modaya inanma modasiz kalma lafi sitene uygun duser mi?

E.S:

Peki gelelim zehra bebek konusuna bu kadar underground bi siteyi nasıl oldu da buldun?(ben biliyorum ama okuyucularımız bilmiyor olabilir) İnternet üzerinde yaptığın araştıma sonuçlarında babanın mükemmel bir çocukluk fotoğrafına da ulaştın izninle bunu da okuyucularımızla paylaşmak isterim. Yine ben biliyorum ama okuyucularımız bilmiyor (we are the world we are the soşılolojists(ben direk telafuz edemiyorum,yabancı okurlarımız için bir kere de sen telafuz et) internetin modern dünyanın insanları üzerindeki etkileri sence neler?

E.C:

Zehra bebek ozel ilgi alanimda yoktu daha onceleri. Kendisini bir takim gazetelerin ikinci sayfasinda gorurdum tabii. Daha sonra yogun tez arastirmalarim sirasinda Google beni bu siteye yonlendirdi. Diyebilirsiniz ki google’a anahtar kelime ne yazdin da Zehra Bebek’i buldun? Orasini kendime sakliyorum. Ilgilenlere mail adresimi verebilirim. (Siteni kotu amaclarim icin kullandigimi sanma Yasemin)

Az once moda icin sarfetmedigim seytan isi tamlamasini internete de kullanabilirim. Teknoloji ozurlu bir insan olsam da internetin faydalarindan pek yararlanildigini dusunmuyorum. Blog dunyasinin yeni kamusal alan oldugunu inaniyorum ama onun disinda bugun nasil delirdim baslikli haberler cok zihin acici olmuyor tabii. Eloshity’yi pur dikkat takip ediyorum o ayri.


E.S:Anti krayst filmi kadar vurucu olmasa da son soruda bir vuruş yaparak hayatında dinlediğin en patetik türk pop şarkısı nedir bunu öğrenmek istiyorum?

E.C:Tabii ki asla yaslanmayan Hakan Peker’in Bir Efsane sarkisi. Oynakligindan patetiklik akiyor.

E.S:Sence bir gün hepimiz avrupada buluşacağız mottosu ve ütopyasının gerçekleşebilme ihtimali nedir?biliyosun bu sene şeytanın bacağını kırarak hepimiz avrupaya açıldık (ne olacağsa) Ve konuyla alakasız olarak seninle ne zaman bir kongrede akademiş sunum yapacağız deluze ve guttari gibi kitap yazacağız edot?(ben cevabı biliyorum ama bir kes de sen yanıt ver:) )

E.C:Coktan gerceklesti bile. Bruksel bir dostluk noktasi olarak mazide kaldi. Gercekten birlige Turkiye’den gelmeyeen kalmadi. Resimleri yollayabilirim ve burada okuyucularinla paylasabilirsin.

Yasemin seninle bir platform kurmak istiyorum. Bunu issizlik donemime denk getirirsem eger

Akademik dunyada beraber yaslanacagiz.Ay lav yu.

Sevgiler…

Elo shity

Not:Soruları beğenmedim şu konuda da soru soracağdın diyonsan bir mail kadar yakınındayım.

14.04.2010

papa m

Sabah evden çıktım.İşe her zamanki kadar geç kalışlı bir vakitteydim. Zaten evden 08.32'de çıkamıyorsam kesin 08.43'e kadar oyalanıyorum ya da 08.54'te 'artık çok geç zaten hava da çok soğuk' diyerek taksiye biniyorumdur.Sabah sıkıcılığını kırabilmek, tüm derdim bu.Aynı insanlarla beklememek,aynı minübüse binmemek için bunu bir oyun olarak görmeye başlamamsa en az zaten gülünecek kadar az olan maaşımın yarısını Zafer Taksiye hibe ettiğim kadar doğru... Ha arada bir Hasan'ı görüyorum o ayrı. Vardiyalı çalıştığı için işten dönüyor ya da işe gidiyor oluyor ama haftada en fazla bir gün karşılaşıyoruz ki burdan her gün başka zaman dilimlerde yol aldığım anlaşılabilir.(dünyanın en matah şeyini yapıyorum çaktırmayın,bi de geçen gün günaydın demek için ali emreyi aradım)
(Hasan hakkında ek bilgi: dedemin telefonu açarken sesini en çok ona benzetebilen üvey oğlu, Hasan ismi garip bir şekilde dedemin babasının da ismi)
Sizin alnayacağınız dev dev sıkıcı bir sörkıleyşın.
Birinci cümleden devam edersek efenim Behiçbey sokakta sıralanmış arbalardan birinin farıyla göz göze geldim...Mahallemizde sıra sıra uzayan araba dizilerinin tek imlediği şey ölümdür. (Cevdet Duru Camiinin önüne sığmayan bir izdiham akla gelir) Böyle zamalarda Behiçbey Sokakla kesişen tüm Adanır Sokak sakinleri gibi ben de yaşlı nüfusu epeyce olan mahellemizden birinin daha göçmüş olduğunu anlarım.Sabah yaşadığım hissin temelinde(çünkü kimse ölmemişti/en azında mahalle içi) muhtemel olalsılıkla daha yatağımdan çıkmadan önce Nadide Hoca'dan gelen 'ders iptal cenazeye katılacağım' mesajı ve onun akabinde evden çıkmadan önce arayan sevgili kuzenim Ceren'in Atilla Amcanın öldüğünü haber vermesi vardı. Bana göreyse tüm bu ölüler bizim camiiden kaldırılmalıydı.
İlginç camii Cevdet Duru, ismi adeta bir Oğuz Atay romanından fırlama gibi.Ender bir biçimde iş dönüşleri yolumu değştirmek için bahçesinden geçiyorum.Sanırım Tanrıya inandığım tek yer orası.

*Haftasonu durup dudurken gelip beni öpen akabinde de makas alan öğrencim ömer mert'e(10),her gün çekine çekine yanıma uğrayıp zekice espiriler yapan buğra oruğ'a(12) ,her ne kadar ona kızsam ve beni teyzesinin kızı gibi görse de masama süpriz notlar bırakan methap çaltı'ya(12) teşekkür ederim.Hayatın kısa olduğunu sanırım çocuklar bizden daha iyi biliyorlar.

11.04.2010

7.04.2010

haya tok ulu

günaydın doğu bloğu
dershanecilik sektörünün zirvesinde işi bıraksam jübilemi nasıl yapabilirim acaba diye düşündüğüm bir sabahtan hepinize merhaba...
her sektörün kendi içinde sıkıntıları var, evet mesela kuruyemiş yiyen müdürün yüzünüze tükürük saçmak suretiyle 'naber lan' demesi gibi...yanlış anlamayın asla kötü bir insan değil kendisi sadece biraz tanımlaması zor samimiyetle saygı yoksunluğu arasında gelgitli tavırları var.hepimiz insanız bazen olur.tükürük de insan için...müdürlük müessesi ile ilgili çeşitli fıkralar aşırı yorumlar için bakınız memurlar.net(dünyanın tarıtşmasız en çirkin web sitesi)
gelelim dünyadan bu günkü isteklerime
1-florasan lamba kaldırılsın.
2-saçlarıyla oynandığında uğur getirildiğine inanılan troller yeniden gündeme gelsin.
3-gıcık gittiğim(gıcık gitmek ne güzel bir öbeksin) veliler mehmet abi tarafından kafalarından ısırılmak suretiyle etkisiz hale getirilsin.
4-mice parade gibi güzel bir anagramım olsun,adı can olsun.

20.03.2010

gülşen abi kadar güzel bir yazı


böyle zamanlarda evdeki eşyaların yer değiştirme oranı ile doğru orantılı olarak sütlü nuran hanımın kokusundaki ve ten rengindeki değişimi takip edebileceğim diyagramlar çıkarabileceğime olan inancım artıyor.
hayatta en mutlu olduğum anların toplamı hakan pekerle cenk koray ikilisinin yan yana gelimi kadar kalmış olsa bile yine de az değil.tivoli bahçelerini izliyorum gözlerim kapalı.
bundan sonrası ayşegül'e mektup:
sevgili kadim dostum;
bir zamanlar melda ablamın aldığı iki a4 tech operlörden çıkan cızlama ya da peynir veya çiğköfte.
zaten güneşten haz etmeyen peynirden hoşlanmayan black jacklerle işim olmadığını bilirsin.
son günlerde yine seninle ağladım seninle güldüm.acil sosyalleş.meksikalıyı bana palasan hayır demem diyemem.sanki meksikalılar iyi amok koşucusu olur ya da atıyorum gibime geliyor.çocuklara öğüt ettim dedim ki soruları atarken içinizden bi ses atıyorum gibime geliyor diyorsa boş bırakın sonuçta bu hayatta da 3 yanlış bir doğruyu görütmekte.
bir yanım lahburger diğer yanım niyazi köfteler,öte taraftan detoksa olan inancım ve ntv'de izlediğim belgesel.bence domates herşeye iyi geliyor...


14.03.2010

armağan ekonomisinin sanal dönüşümü*

*Tüm kaloriler için mineden özür diler bu cağnım pasta için teşekkür ederim...iyki dostlar var.kaan atacan'ın kalpli pastası aylinin mülemmel kurabiyeleri,ahmet ozan ibiş'in annesiyle birlikte hazırladığı jöleli pasta olmasa bu hayat epey anlamsız olurdu.

9.03.2010

hava bi garip ahmet hoca olsun hakkı hoca olsun etrafta fır dönüyolar ama hayat yine de güzel gibi.

doğum günüm şerefine işten elo shiye yazma denemeleri.bir iki demene biriki..patates..
paranoyak mıyım neyim sürekli iş kafasındayım
dündünyakadınlar günü idi hepinizin bildiği gibi.alendelon yani alanlara çıktım yine içgüdüsel yine tesadüfi bir eylem izleriken buldum kendimi.çok sevdiğim doslarım merve ekin ikilisi kimsenin namusu değilim çarşafı açarak porsuğun kıyısına sallandırdılar.kimin yaptığını ben burdan açıklıyorum,acaba bu güzide bloğu takip eden bir polis var mıdır?varsa şuracığa bi koment atsın bi işaret çaksın,sanal camia zor zenaat.
atraksiyonlardan ekşınlara koştuğum bir gün olarak 8 mart tarihe geçti.(daha önce de geçmişti) eskişehir sokakları galatasarayı yenmenin coşkusunu yaşadı.annem hüseyin çağlayanın moda tanımını bana açıkladı, çok etkilenmiş tanımdan mı artık aksandan mı hee vog dedim hayır vög dedi.
sanırım 27 yaşıma fln girdim bu gün,olsun gönlüm genç egom güzel.sizin egosunuz yok mu diye reklam vardı.jöle ne biçim yedi bi gençlğin hayatını moda demişken.o yapışkanlık o koku olacak iş değildi, kim sevdirdi bize jöleyi dik saç modası mı?ya buz mavisi dar kot pantelon durumuna ne demeli?şu anki jean modası da çok kötü bence.en güzeli bol levis düşük belli kot modasıydı o çok kıza sürdü çatal görüncek diye az bi paranoya yaplıyodu o esnada 80lerden gelen çıtçıtlı badi imdada yetişti.bu konuyla ilgili söylenmiş pek çok söz var hatta çekilmiş bir film bile var hazırda
Hayat güzel rüzgarlar, çamurumsu toz yağmurları fln...

2.03.2010

28.02.2010

Merak edenler için artık açıklıyorum: 'Avrupa'da Tanrı'yı gördüm!'*

yayın hayatına kısa bir süre ara veren dünyanın neredeyse tartışmasız en iyi bloğu ÇOK SEVDİĞİM dostum elo shity..evet seni çok özledim.bu duygumu hiç abartmıyorum.dört yanım özlem.dört yanım isyan.
yani Tanrı David Gedge'i korusun arkadaş, Bora Gencer'den sonra ikinci birlikte fotoğraf çekindiğim ünlü.çekinmem çekincem yok, çekiş gücüm genetik olarak iyi,çekim gücümse epey yerlerde...çekici bir insansa hiç değilim.
Notre Dame klisesinde Pınar'ın özel isteği üzerine 2 yuro yerine kuruş atarak adeta çaldığım mumun yine de ulvi bir şekilde Pınar'ın isteğini gerçekleştirmiş olması şerefine kola içiyorum.(ishal hallerimle ilgili çeşitli hikayeler dinlemek içinse lütfen x tuşuna basınz)
Sahalara dönmüşken, sizlere anlık bi Sedat Bucak hatırlatması yapmak isterim o belermiş gözlere bakın hemen googleye yazıp, hiç pişman olmayacaksınız.Susurluk davası ne ömrümüzü yemişti o zamanlar arkadaş, Ergenekona da hep Estergon Kalesi diyesim geliyor he sahi ben yuropdayken neler oldu döner dönmez kendimi çok sevdiğim angarya işime adadığım için Türkiye ve Dünya gündemini yaklaşık Susurluk olayından beri izleyemiyorum ama gündeme dönerim var...Döner demişken Berlin çok acayip bi yer. Döner ise yöresel yemeği. Kendimle yapmayı planladığım röportajla pek yakında görüşmek ümidiynen.
Unutmayın sinek de küçüktür ama mide bulandırır ve umut da en son ölür ama le sefer lese pase homo homini lupus bat dünya bat diyerek mottasal nokta koyduğum bu yazımı hepinizi çıkık gıdılarınızdan öperek sonlandırıyorum.
sevgi mutluluk

*Yolda 50 euro bulmama sebep olan şey uçakta yanımda oturan Fransız yahudisi çocukla aynı şeyse ikisi de Tanrıydı, Thomas ise kendini sadece Tanrı sanıyordu.


19.01.2010

there is a girl that never goes out!

geçen gün eylem yapıyoruz hiç tanımadığım arkadaşlarla

dönüşüm muhteşem oldu sayın elo shity sevgilileri!!
son dönemde duygusal olarak yaşadığımız bir takım olayların yakın olması aylin ışıkel arkadaşımla bizi birbirimize bağladı derken meğer aylin'in aslen annemin kankası olduğunu farkedip afalladım.biranda annem 1993 yılında yazdığı aşırı duygu yüklü şiirleri ve biri fabrika kızı diğeri ilhan irem arağı olan iki bestesini okurken biliç altımdan ve üstümden eşlik ettiğimi hissettiğim an aha dedim hoşgeldin eskişehirdeki iki camlı oda günlerimize yasemin.o zamanlar mega radyo vardı,masalcı bengü abla programını dinler,mahallemizden bir abi olan faruk abi ve sonrasında dershanede türkçe öğretmenim olan ahmet hocanın şahane isimli (mega muhabbet) programını dinlerdik.annem ben uyuyunca o duygu yüklü şiirleri yazarmış az önce itiraf etti. ve kaç kere okumuş ki(kasede çektiğini dün gibi hatırlarım) hepsini ezbere biliyorum.
yani hayat beni bu kadar duygu yüklü yaptıysa bu tamemen benim suçum değil doslar.ayrıca bu gün yine içimdeki aktivist ruhuna engel olamayıp hrant dink için yürüyenlere gizlice katıldığım da doğru.kortejden basın açıklamasından sonra hemen ayrılamam ajan olduğum izlenimi yarattığı için tüm eylemsever dostlardan özür dilerim.ayrıca kontragerilla demek çok zor oluyor slogan atarken onu da bir değiştirebilseydik romantik bir eskişehir akşamında kar yağarken andığımız sevgili hrant'ın ruhu daha bir aydınlanırdı gibime geliyor ama tabi yanlış da düşünüyor olabilirim.
yemin ederim çok şey istemiyorum hayattan sözünü çok seven ama yanlış yaşamını doğru yaşamayı bir türlü beceremeyen,beceri yoksunu sevgi arsızı blok
elo shity

2.01.2010

That's the story of my life

arkadeş,ikibinonun aurasını bozmamak adına anlatacaklarımı engelleyemem,beni bilen bilir.çok yönlü,dost canlısı öpülesi bir insanım.gelelim nuruna bel bağladığım ikibinona ne halde girdiğime; etüt sınıflarını ayarlayamadığım dershanedeki ibrahim enes özkan adlı topaç yüzlü çilli dostumun hangi grupta olduğunu düşünerek girdim.(evet yalan söylüyorum çünkü onun 613üncü grupta olduğunu adım gibi biliyorum ve öyle yalnızım ki bir tek gelip o yardım ediyor bana isimleri,listeleri okuyor tenefüslerde, tam post fordist toplumun yarattığı esnek insanım hop garson hop cihaz pazarlamacısı hoop rehber öğretmen)Meslek değiştirmek bana çok yakşıyor...Neşesel keyifsel azalımlardayım.Çocuklara ne yapsam diye düşünürken 'anneni üzme yahu' derken buluyorum kendimi. (insanın kendine hayata ve her şeye alıştığı unutulmaz saniyeler)
Arka sıradakiler dizisini özlediğim de doğru. Ama en kötü gruplardaki çocukların sevgilisi olduğum için kendimce bir arka sıradakiler hissi yaşatıyorum içimde...Hayatın tuzu biberi.Ceren Tuzlu diye bir öğrencim var mesela.
Kılavuzu karga olanın diyorum diğer taraftan.Anaokulundaki rolüm geliyo aklıma nasrettin hoca hikayesindeki karga evet ilk rolüm buydu...O anda tam şu anda olduğum ruh halindeydim yeminle.İnsan hiç mi gelişmez arkadaş...kültürel hayat sıfır, sosyal hayat sıfır.Dostlar meclisiyse Urban'da.
imza
eğlenme kapasitesi her geçen gün ivme kaybeden ama asla ikibinondan ümüdünü kesmeyen blog
elo shity.

14.12.2009

Taytta Devrimsel Buluş: Düşük Belli Yeni Nesil TAYTLAR (stoklarla sınırlı)


moralsizsizniz türkiye

Ben anneme vatman ya da garson olma konusunda ısrar ettikçe, annemin 'yavrucuğum sen üniversiteyi bunun için mi okudun' demesinden yana şikayetim var tanrıya(sesimi duyuyor isen bir gün beni vatman yap yüce tanrım!amen) Annemin gözüne girmeye çalışma çabalarım o kadar güdük kalıyor ki bu isteklerimi bildiği için, bilmese hadi gene iyisin temizlik yaptın dışarı çıkabilirsin diyivericek(yanlış anlaşılma olmasın annem son derece demokratik bir despottur) ah gözü yaşlı Adornom benim şu an benim halimi görsen dizi dizi eleştiri yapardın hayatım hakkında biliyorum bunu.(son kertede yine 'yanlış yaşam doğru yaşanmaz' sözüne yelken açacağım bu güzel yazıma hoş geldiniz sevgili okuyucularım)
bu günün en güzel anı ise tabağımda kalmış son peynir parçası ile yeşil efe rakımı yuvarladığım andı.gerçi erken akşam yemeğimizi 17:00'de yemek suretiyle takriben 18:30 suları çakır keyf olmam da hayra alamet değildi ama olsun.Hayat güzel.Çok alegsiz bir biçimde Pınar'ın Tuna Kiremitçi'den ateş istediği an gözümde canlandı ve güldüm.(siz gülmezseniz darılmam)
Tabi hayata dair bir takım isteklerim hala var.
Verve grubunun 'dugs don't work' şarkısı yasaklansın istiyorum.Ayşen Guruda rüyama girsin istiyorum. Genç kızlar Bayan Dipesto 'ya benzediklerini bilmeden ona benzemeye meyl etmesinler istiyorum.Bunun gibi en az bir düzine eğlenceli ve olanaksız istek daha. Daha fazlası için boşluk bırakın bana mesaj atın.(bi kere üç kere çağrı bırakın demiştim yine bu mecrada Mine yaptı)(zaten tescilli bir marka mineyaptı)
Güldürü içerikli rüya seçeneklerimizin olduğu başka bir dünyada görüşmek dileğiyle. Esen kalın cicozlarım.

3.12.2009

25.11.2009

Bağımlılıklar Volum 1: Antibakteriyel jelim Pürel

uzun bir aradan sonra tüm arınmışlığımla karşınızdayım sevgili canlarım;
gerçi kafam halen epey karışık ama olsun bu da hayatın tuzu biberi.(Aaron mu Dan mı bir türlü karar veremeyen Serena gibiyim) Bence herşeye rağmen Dan ya. Aaron sinsi gibi bir insan.Sen camianın en güzel kızı ol sonra git tipitip gibi heriflerle ol diyemiyorum Serena'ya çünkü neredeyse erkeklere yakışımız aynı kendisiyle.(erkeklerde kemikli surat ve entelijans aradığım çok doğru)Dana kurban olurum Dana İnternasyonel.Son günlerde bir de 'arka sıradakiler' deki Oktay 'ın Chuk Bass'in kardeşi olduğuna karar verdim. O kırmızı surat ve maviş gözlerle tıpkı Bart Bass 'in oğlu. (isterseniz üzerlerine tıklayarak bu eşisiz benzerliğe siz de tanık olabilirsiniz)
Tüm bu çıkarımlarıma rağmen en güzel dizi 'Kuzeyde Bir Yer'.Orda da deri ceketli şaman Ed mi yoksa, rakınrol ruhlu radyo programcısı Chirs mi daha benim kalemim onu cevaplarsam hayatın anlamını da bulurmuşum gibime geliyor.Tüm bu cevapsız sorularımla karşınıza geçip sizi darlamamı isterseniz bir telefon kadar yakınınızdayım.
Ha unutmadan Arka Sıradakiler dizisindense en sevdiğim karakterse 'Saffet'in çetesi' nden Ali.(en soldaki)(gerçekten bu görsel malzemelerin her birine en az birer dakika güldüm)
Her zaman söyledim gerekirse bin defa daha söylerim ne varsa Ali'lerde var!Bu da böyle bilinsin.

Beni çok sevdiğinizi biliyorum.
ikso ikso
muzzip girl

11.11.2009


9.11.2009

Kuzenim Cem Çubukçu ile çok ciddi bir röportaj:

Hazırlayan ve Sunan: Elo Shity
Volum :6
Konuk No:6

Sevgili kuzenim Cem Çubukçu nam-ı diğer emmoğlum öncelikle beni Ankara’da misafir ettiğin için ve tüm gevezeliklerime katlandığın için teşekkür ettikten sonra izin verirsen sorularıma geçmek istiyorum jet hızıylan.

E.S: Cemciğim neden bu kadar ciddi bir insansın yoksa tipin mi öyle gösteriyor?

Cem: Ciddi olduğum söylenemez. Şeklen belki evet ciddi görünürüm ama özünde yavşak bi insanımdır.

E.S: Nasıl bir yavşaksın sen ben biliyorum ama okuyucularımız bilmiyor bi kuple yavşaklık hudutlarından bahsedebilir misin bize?

C.Ç:Bilen bilir, bilmeyenin keşfetmesi gerekir. (gizemli yavşak)

E.S: Peki Kuzen olmak nasıl bir şey sence yani benimle?
(bu arada Elo Shity tarihinde bir ilk olarak aynı anda soruları hem sorup hem yanıt alıp hem yazıyorum.Ekrana konuşuyorum Cem arkadan konuşuyor ben yazıyorum değişik bir pisikoloji)

C.Ç: dünyanın en güzel şeyi olmasa da keyifli olduğu söylenebilir.orjinal insansın yani(kuzenliğe övgü)

E.S: Sana aşağıda sayacağım merhaleleri önem sırasına göre dizeler misin canım benim?
İş/ Aşk/para ve bunları bir kelime ile tanımla.


C.Ç:Bu soruya şu şekilde cevap vermek istiyorum(bu esnada göbeğini tuttu ve dur dedi)
İşe başlamadan önce yani üniversite yıllarında bir gün bizim gençlerle içiyorduk. Kendini sol tandansta tanımlayabilceğimiz arkadaşım Ozan (ama aslında sıkı bir ufuk urasçıdır yani liberaldir) bana şöyle demişti ‘Eröl Baba Aşk mı DEVRİM mi deseler neyi tercih edersin?’ Belki de o yılların ateşiyle tabii ki DEVRİM DEVRİM DEVRİM! dedim.Ama sonra çember beni de içine aldı ve kapitalist bir bankacı oldum hatta çok sevdiğim arkadaşlarım Tarot ve Hüsam benim için şu şarkıyı bestelediler:
Eröl Baba bankada paraları borsada
TKP’yi arıyor gözleri pusulada
Bas Eröl basamaz mısın?
Sen mi ‘devrimci’ adamsın?'


E.S: Peki nereden çıktı bu Eröl kod adı? Ben de bilmiyorum bu hikayeyi kısaca anlatır mısın?

C.Ç:Tabii kısaca anlatıyım.Orta3’te matematik dersinde hoca beni tahtaya kaldırmıştı.Hatırladığım kadarıyla geometri sorusuydu. Ben de şekli görebilmek için elimi belime koyup uzaktan bakmak suretiyle artistik bir hareket yapmışım.Sonra sınıftan homurtular yükselmeye başladı.’Model misin la manken misin sen bebe’ şeklinde.(Ankara ağızları) Model olan lakabım önce Erömodel’e sonra da Erötik’e dönüştü ordan da Eröl’e evrildi. Bütün bu olanlar hep böceğin başının altından çıktı.

E.S: Yıllardır hikayelerde geçen bu arkadaşın böceğin gerçek adı ne Allah aşkına gerçekten herkes lakaplarıyla mı anılıyo aranızda bu bir lise geleneği mi?

C.Ç: Böceğin gerçek adı Gökhan. Ama sandığının aksine bu bir lise geleneği değil 6 yaşından beri arkadaşız. İlkokulda kısa olduğu için bücür deniyodu sonra böceğe döndü Gökhan’ın ismi ortaokul ve liseye benim geitrdiğim söylenebilir sonra da adının Gökhan olduğunu hatırlayan kalmadı.

E.S: Son olarak çok uğraştım ama Cem’e bir soru bulamadım soracak.Önce Oktay Rifat’in kitabından bir şiir seçip ne düşünüyosun anlat dedim olmadı. Cemile Yengem’e gittim Kız arkadaşını seviyomuymuş sor evlencekler miymiş dedi onu da beğenmedim.Biz de Cem’le son soryu onun bana sorması konusunda mutabakata vardık. İşte karşınızda Cem’in bana sorusu:

C.Ç:Sevgili kuzenim Yasemin benim hakkımdaki samimi fikirlerini öğrenebilir miyim.Bana gıcık olmuyorsun değil mi?

E.S:Tabii ki bir Çubukçu olduğun için çok özel bir insasın.(Cıvık Ama Ciddi) Sana Oğlak burcu olduğun için zaman zaman gıcık olduğum anlar olsa da (çocukken de fanatik bir Galatasaraylısın diye gıcık olurdum hatta Galatasarayı senin yüzünden sevemedim gitti.) Galatasaray Lisesi ve Üniversitesinden Özür dileyerek seni de çok sevdiğimi belirterek sevgi dolu bir röportajın daha sonuna geliyorum.Unutma Cem hayat sevince güzel.

30.10.2009

iyi geceler dünya!

*yatmadan önce dinlediğim lafonten masalları kasedindeki müşfik kenter sesinin yarattığı güven duygusuna sonsuz teşekkürler.

i'm so sory for everything

'pişmaniye gibi bir şey bu hayat' ayşe'nin röportajında dile getirdiği 'ördek çükü gibi bir şey bu hayat' sözüne gönderme(send me a postcard darling) yaparken buluyorum kendimi hişt hop yazma diyemiyorum.böyle gidin 'klişeler kitabı' satın alın aynen öyle oluyomuş ya hayat vallayi der şaşar kalırsınız..üst dudağınız uçuklar pembe flamingolarım.(öyle bi kitap yoksa(ntv yayınları cahillikler kitabı etkisini yitirince yayınlıycak diye duydum) o yayınlamazsa aht ettim pek yakında kod adımla birlikte en seçkin kitapçılarda) peki güzel ama hayatın bu klişe gerçekleri ne kadar gerçek?bunu da düşündüm bol bol vaktim oldu canlarım.ve cavabını da buldum hiç üşenmedim. cevap: türkselin çekim gücü kadar.biraz sonra yazacağım klişe sözlerin bazıları köyde geçerli değil üstelik türksel kentte daha çok çekiyor.reklamı sınamak için kendi yörüngeme en uzak köye de gittim.ona da üşenmedim.bazı noktalarda tabii ki çekmedi. buna doğru orantılı olarak çıkarımım(yeni bir şey keşfetmişcesine) hayatın gerçeklerinin şehirde, modernitenin kucağında daha da gerçek olduğudur. karakaçanı kovalama gücü,dikenin devilme gücü, söyleme sırrını dostuna o da söyler dostunanın dayanılmaz hafifliği, atı alan üsküdarı geçtiği gerçeği, köprünün altından çok sular geçmiş olsun dilek şartı , kanka ayağının göt bir ayak olması,yasak olanın çekiciliği, insanın çiğ süt emmişliği, yaş kesenin baş kestiği, herkesin sevdiğini öldürdüğü gibi daha bir çok klişe özlü söz, atasözü,deyim, yaşanmışlık üzerine inşaa edilmiş öğüt verici söz daha. oysa gerçekler çelişkili.

peki insan neyle yaşar?
insan nelerle yaşar?
insan neyle ölür?
insan neyle öldürür?

insan tutunan hayvan*
insan savrulan hayvan
insan tutunan hayvan.
insan düşen hayvan.
insan konuşan hayvan.
insan boşa kürek çeken hayvan.

hayvanca pek hayvanca..bu gün şahinde teyzenin bahçesindeki ceviz ağacı için yas tutuyorum.tutulacak yaslar çekilecek acılar için bir telefon kadar yakınınızdayım.belirtmeliyim ki çevre probemlerine daha duyarlıyım.lütfen aşk acısı için arayıp ücretsiz yardım hattımı meşgul etmeyin.

*Cem AKAŞ'a saygılarımla

28.10.2009

dj saddam: 'kötü kalpli ve gaddar yönlerim olabilir bu bir müzik tutkunu olmadığım anlamına gelmiyor'

kıssadan hisse: belki de sandığımız gibi müzik ruhun gıdası değildir.önemli olan doğru beslenmek dengeli müzik dinlemektir.
öğretisi olan blok
elo shity

25.10.2009

ulusa serzeniş

biraz önce mine sübiler arkadaşımdan edindiğim bi bilgiye göre bu gün dünya makarna günüymüş.tüm makarna severlerin makarna gününü kutlayarak şenliklerle dopdolu bir günlük yazısına daha başlarken hepinizi sevgiyle selamlıyorum.(bloğumu okuyanlar arasında muhtemelen mihraklarım(iç dış/ kuru sulu) da var biliyorum bunu ama onları sevgiyle selamlamam onları sevdiğim anlamına gelmiyor bunu da bilin istedim sevgili kestane kebaplarım)
sanılanın aksine ben insanları sevmem, benim hakkımda düşünülen ve benimsenen yaygın ama aslı astarı olmayan kanılardan yalnızca biridir bu.benim sevdiğim şey insanların sevgisidir.sevgi anlayışıdır.sevgi tinidir.sevgi öğretisidir.(kaan sezyumun deyişiyle sevginin gücüdür)
kindar, gaddar, hatta sinsice intikam aldığım anlar oldu.gençtim.
ortaokulda edabiyat öğretmenimle, lisede müdürümle, üniversitede bölüm başkanımla kavga ettim.
gözüm karadır bilen bilir. kimseden korkmam.(devyazış.com)
haksızlığın karşısında dururum.iş kendime gelirse çoğu kez sessizce bana yapılan haksızlıkları kabul ederim.ama bu unuttuğum anlamına asla gelmez canlarım.
temkinsizce beklemem doğru anı bilmemdendir.(ne kadar mükemmel bir inanmışım meğersem)

çok sevdiğim bir filozof olan derrida'dan ödünç aldığım bir kavram(referans kafası) olarak 'affedilmez olanın affedilmesine' inanmaya meyl etmişken insanlığın total olarak şizofren bir evreden geçtiğine inanıyor insanlığın durumuna acıyorum hatta gülüyorum.(son derece ciddiym)

son kertedeyse diyceğim son gülen iyi de güledebilir.önemli olan katılmak.
delikanlı gibi gözlerinizden gelenekselce ellernizden öper başıma koyarım.

dans eden blok
elo shity

*agresif bi yazı oldu farkındayım ama pembe kuru kalemle dipnot yazarak sevimli görünmek istediğim tüm elo shity okuyucularından özür dileyebilme ihtimalini sevdim.
bu arada edacım brüksel lahanasını da severim.pek severim.

a rush and push and the land is ours

14.10.2009

into eternity

öyle bir an seç ki hayatının en kötü anlarından biri olsun deseler dün yaşadığım ihaleyi sıralamaya sokarım canlar.(ilk 5'e girmez ama idare edin anlatacak hikeye bulmakta güçük çekiyorum hayatımın anlamsız hamleleri yüzünden) evet konuya giriş yapacak olursam ihale yaşamak tabiy 'i'm a wörkin girl you know' kafası fekat ihaleyi yürüten satın alma kurulu başkanı gerçekten canavarsıydı bu sebepten anlatılmadan geçilmemesi gerekiyor.Maksat iş hayatını öğrenelim,öğretelim, blok dünyasını eğlendirirken aynı zamanda öğreten düşündüren bir araç haline getirelim.



(kısa bir ara ve önnemli hatırlatlma:sözüm sana sevgili cihan ayşe burdan sonrası uzayabilir anlatış olarak okumazsan alınmam, gücenmem.)



evet konumuza geri dönecek olursak, işimle biz ayrılık konuşması yapmış olduğu halde birbirinden bir türlü ayrılamayan çift gibiyiz.sürekli last fmden birbirimizi silip ekliyor birbirimize göndermeli acıklı şarkılar dinliyoruz.halbuki bambaşka kafaların insanıyız. ben bi kere özel sektörden hoşlanmayan üç kuruş sermaye bulsam organik tarım yapmak için dağa bayıra çıkcak bir insanım her ne kadar memuriyetle donanmış bir ailem olsa da özgürümüsü denilebilcek bir ruhum var.asla hipi değilim modadansa epey hoşlanıyorum.düstur edindiğim aile geleneği ise temiz ve ütülü kıyafeter giymek.param olsa çok stayliş olucem yemin ederim de o apayrı bir konunun tartışma konusu.bunların dışında espirimental biriyim bilen bilir.

tekrar konumuza dönücek olursak benim zaten epi topu 3 tane eteğim var bunlardan biri poşet etek olarak zamanında dalga konusu olmuş benim kendisini çok beğendiğim bir etek.(bunun da konuyla uzaktan yakından alakası yok alegsz)

üçüncü ve son defa defa konuya geri dönmem gerekirse ihaleye sakın pirezentıbıl kıyafetleriniz olmadan girmeyin canlarım kendinizi kötü hissediyosunuz.ayrıca ihale kurulu başkanı haşmetli bir insan.kameralı ihale ortamı ise baya şaşırtıcı.hiyerarşik yapıyı, iktidarı erki o anda tatttım gördüm birebir topuktan başa korkuyu hissettim daha iyi bir anda tanısam belki severdim o ortamı ama malesef ihale ortamına puanım 10 üzerinden 0. ihale başkanı kalantör amcaya dönecek olursak aramızda şöyle bi diaolg geçti ben pek cevap vermediğim için buna diaolg demekten de utanıyorum ama anlatmadan edemiycem.'bu zarfın hali ne?'dedi önce beğenmedi zarfı, sevgili başkan.(kapalı zarf usülü) zarfta kaşe eksikmiş 'yetkin var mı senin?' dedi 'var' dedim 'kaşe bas' dedi bastım.(ben bu esnada titriyorum)akabinde 'ben bu ihaleyi daha önce 3 kez iptal ettim yine ederim' diye tehtid savurdu.ben hiç bir şey demedim diyemedim.(titrimin ince gülü) arkadaş sanki merlin dizisindeyiz de kral arturun babasıymış gibi herkes saygıda asla kusur etmiyor, el pençe divan duruşlar binbeşyüz.yüzüme gülen bir takım hocalar en ciddiyetli ve gıcık surat ifadeleriyle bana bakıyorlar ben de mal mal gülümseyerek ortalığa pozitif karma vermeye çalışıyorum(tamamen kopuş gülüşü) neyse diyceğim o ki ticaret ego işi delikanlı işi değil.meğersem ganim bey bu adamla önceki ihalede kavga etmişmiş herşeyin altında yatan asıl sebep buymuş.ben de kişisel aldım adamın tavrını .alah alah dedim bana neden uyuz oldu ki bu adam.kendimi şirket temsilcisi gibi göremeyip yasemin gibi görmeye devam ettiğim için tüm redoks ltd şirketi çalışanlarından tek tek özür dilerken bu yazımı da burda gönül rahatlığıyla bitiriyorum.akabinde gelen baş ağrısına ise hiç deyinmeyeceğim. (hastalık hastası kafalarındayım beklerim)
iş hayatının zorluklarına değineceğimiz bir başka yazımda kelime aralarındaki boşlukların içinde yeniden görüşmek dileğiylen..
saygılar
elo shity

11.10.2009

6.10.2009

elo shity hasretle beklenen şahane röportajı sunmaktan onur duyar!! : 'pınar kahraman ile kardeşik üzerine'


bir elo shity klasiği:

arkadaşları yakından tanıma ve tanıtma performansları
volum: 5
konuk no:5

E.S: Sevgili en iyi kalpli arkadaşım pınar kahraman seninle çok uzun zamandır ertelediğimiz röportajı yapmak istiyorum izin verirsen. Sen benim ‘memuriyet’ konulu sorularımı cevaplamayınca uzadı gitti bu süreç. Sonra da ben biraz depresyona girdim bir türlü hazır olamadım röportaj kafasına her neyse şimdi iyiyim yeniden karşındayım seçtiğimiz yeni konu ve sorularla.. sormaya başlıyorum izninle:

P.K: Helo elo shity. Öncelikle diğer röportaj konusundaki kayıtsızlığım için özür dilemek isterim. O sıralarda yeteri kadar sınava ve mülakata giriyordum zaten, bir de üstüne senin KPSS benzeri soruların gelince samimiyetine güvenerek cevaplamadım. İyi ki de öyle olmuş, bu konuyu daha çok sevdim. (asıl ben özür dilerim niniş may aprişieyt)


E.S:Pınarcığım ben biliyorum ama elo shity okuyucularından bazıları bilmiyordur öncelikle kaç kardeşsiniz buradan başlayalım istersen?


P.K: Biz 3 kız kardeşiz. En büyüğümüz Servet Ece (çoğu kişi bu ilk ismi bilmez), ben ortanca bir de küçüğümüz Elif var. Yaşlar sırasıyla 27, 24 ve 22.

E.S:Merak ettiğim bir diğer şey ise kardeşler aranızda oluşturduğunuz daha doğrusu kahraman ailesinin kullandığı şu meşhur jargonunuz bunu sormak istiyorum sana nasıl oluştu bu jargon bize kısaca anlatır mısın?

P.K:Aslında bu jargonları yaratan annem. Nasıl sevindiğimizde ‘oley’, üzüldüğümüzde ‘tüh’ deriz ama bu kelimelerin kökenini bilmeyiz, Kahramanca da böyle bişey. Mesela ‘kinem’ kelimesini anlatayım. Bu eskiden annemle babam arasında kullanılırdı. Sigara içmeye giderken ‘hadi kinem yapalım’ derlerdi. Bazen birbirlerine de ‘kinem’ diye hitap ederlerdi. Zamanla biz de kaptık bu sözcüğü ve şu anda kendi aramızda kullanıyoruz. Nunu, apperim de benzer kelimeler. Bunun haricinde bir de üçümüzün küçüklükten beri kendi aramızda kimse anlamasın diye türettiğimiz kelimeler var. Bunları burda söylemiyim şimdi, yeri gelince duyarsınız zaten.

E.S:Tabii ki soracağım bir diğer soru ortanca çocuk olmak nasıl bir duygu? Zorlukları neler?

P.K: Çok güzel bir soru.Eğer uygun olursa bu sorunun cevabı olarak zamanında bir siteye yazdığım sitem dolu ailenin ortanca çocuğu olmak konulu yorumlarımı aktarayım: Ailenin çocuklar arasında 'büyükten küçüğe' ya da 'küçükten büyüğe' gibi sıralamalara kalkıştıkları zaman hiçbir zaman 'birinci' olamayan evlat. Eğer konusu geçen ortanca çocuk 3 kız çocuklu bir ailenin ortancasıysa, çok büyük görev ve sorumluluklarla doğmus demektir. Çünkü 1. çocuk olan abla ilk evlat ve ilk kız evlat olduğundan üstüne fazlasıyla titrenir, dışarıdaki hayatın vahşi yanları düşünülerek kendisine birçok kısıtlama getirilir. Farkına varılmadan ürkek, çekingen ve 'kısıtlamanın getirdiği özgürlüğe' sığınmış bir çocuk yetişir. Bunu gören ortanca çocuk da ailenin bu tutumuna maruz kalmamak için başına buyruk ama yaptığı herşeyin de arkasında durarak ebeveynlere farklı bir bakış açısı kazandırır(hayata ve çocuk büyütmeye karşı). Ebeveynler, ilk çocukta yarattıkları hasarlar sonucu oluşmus hatalarla ve ortancanın getirdigi yeniliklere uyum sağlamakla uğraşırken küçük çocuk kendi kendine büyüyüverir. Bu yüzden bu kız kardesler uçlemesinde en çok kendi ayakları üzerinde duran ve rahat dönemler geçiren, kısacası en karlı çıkan çocuk en küçük olandır.

Bunun haricinde tabi ki her zaman “o büyüktür, ona alalım”; ya da “o küçüktür önce onunki olsun” gibi sıralamalarda es geçilmek de var.
Tüm bunlara rağmen severim ortancalığı, bunu da ekleyeyim.


E.S:Benim hiç kardeşim olmadı kardeş kavgaları genelde ne gibi sebeplerden çıkıyor uzun süre küs kalır mısınız siz kardeşlerinle?

P.K:Kardeş kavgaları genelde samimiyetten doğar bence. Kaybetme korkusu olmadığından çok rahat ağzınıza geleni söylersiniz ve sonuçlar gerçekten de bir arkadaşla edeceğiniz benzer kavgadan daha az hasarlı olur. Biz genelde eleştiri niteliği taşıyan kavgalar ederiz. Birbirimizin hoşuna gitmeyen hareketleri üzerine doğar tartışmalarımız. Ama bir tane kavgamız var ki Elif’le ettiğimiz, 6 ay konuşmamıştık. Sebep, pilavdı. Şimdi gülerek anarız o günlerimizi.

E.S:En iyi tarafı ne peki çok kardeş olmanın? Ben hep bir ağbim bir ablam bir küçük erkek kardeşim bir küçük kız kardeşim olsun isterdim ama arkadaş grubumuzun tek tek çocuğu benim. Bana ve okuyucularımıza kardeşliğin nasıl bir duygu olduğunu anlatır mısın?(bilmeyenler için)
P.K:Senin tarif ettiğin gibi bir kardeş grubu var mı bilmem, ama gerçekten güzelmiş düşüncesi. Çocuklarımız öyle olur artık ( beraber büyüyücekler ya).
Kardeşlik bence seyyar arkadaşlık gibi bir bakıma. Her tatile, bayram gezmesine, sıkıcı misafir ziyaretlerine yanınızda gelen 2 tane en yakın arkadaşınız var gibi bizimkisi. Hayatınızla ve hayatınızdaki kişilerle ilgili tüm ayrıntıları bilen kişiler. Bir de kardeşlikte saf sevgi var, herhangi bir çıkar ya da daha önceden de belirttiğim gibi kaybetme korkusu olmadığından, birbirinize karşı tüm duygularınızı saflıkla ve içtenlikle dile getirirsiniz. Bu da apayrı bir güven doğurur.
Bizim ev için geçerli olan herkesin 3 tane gardrobu olması durumunu da unutmayalım tabiy.

E.S: Peki üç kardeş yaşadınız en komik olay ya da macerayı bizimle paylaşabilir misin?(kendin seç komik olaya da muacera)

P.K: Hm. (Burda gerçekten ara verdim, düşünücem biraz, çünkü çok fazla.)
Hah. Çoğunuz duymuştur belki, ama yine de anlatayım.

KANO (konuları sadece yazarken değil konuşurken de başlıklı anlatan nadir insan olarak pınar)
Bundan 3-4 sene önce, ailecek Antalya taraflarında bir tatil köyünde tatile gitmiştik. Her zamanki gibi annem güneşleniyor, babam sosyal aktivitelere katılıyor, biz de o 1 haftaya civarda yapabileceğimiz herşeyi sığdırmaya çalışıyorduk. Bunlardan biri de kanoydu. Şimdi bildiğiniz gibi kanolar genelde 2 kişiliktir. Fakat ordaki kanolara 3 kişi de binilebiliyordu. Ama maceracı ve cesur Elif kardeşimiz ısrarla tek başına binmek istedi, üstelik can yeleği takmadan. Kabul ettik ve açıldık denize. Ablamla ben önde, Elif de arkamızdan geliyor. Beceriksizliğimizden midir dalgaların kuvvetinden mi bilemedim, deniz bizi bir anda akıntıya doğru sürüklemeye başladı. Kendimizi denizin içinden çıkmış ağaçlıklı, otlu, börtülü böcekli bir bölgede buluverdik. Çığlık çığlığaydık. Tatil köyü noktacık kadar uzakta kalmıştı ve kimse sesimizi duyamazdı. Elifin can yeleği de olmadığından en çok o panik halindeydi. Sonunda bir yolunu bulduk ve Elif’i bizim kanoya atlatmayı başardık. Sonra görev dağılımı yaptık. Elif ile ablam kanoyu o bölgeden çıkarmaya çalışacaktı, ben de dualar eşliğinde diğer boş kanoyu tutacaktım. Biz ıssız deryalarda cebelleşirken, babam da voleybol oynuyordu ve meğersem bizi göz ucuyla hep takip ediyormuş. Halimizi görünce cankurtaran ekibiyle beraber bir tekneye atlayıp bizi kurtarmışlardı.
Çok komik değil hikayem, hatta bence ürkütücü. Hala hatırlar ve ürpeririz
...( korku dolu bi hikayeydi elifin asiliği ise gerçekten yürekleri hoplattı:))

(pınarcığım gerçekten çok keyifli bi röportajdı, daha nicelerine şekerim şek id up!!)

İmza
Elo Shity



4.10.2009

parlak bronz suratın büzük ince dudağın ve diyarbakırsporla kurulmaya çalışan sahte empatinin timsali olarak: uğur dündar


from one to another

mutlu pazarlar sevgili elo shity okuyucuları;
haftalık bir 'new adventures of old yasemon' programına daha hoşgeldiniz.hatta ne iyi ettiniz de geldiniz.öncelikle bir şarkı ile açılışımızı yapıyoruz:
'geçsin günleeer haftalar aylar mevsimleer yıııllar
zaman sanki biiir rüzgar
ve bir su gibi aksın' (bir ki üç bir ki üç/rast makamı)
siz bilmezsiniz ama türk sanat musikisi tutkusu olan sevgili ilkokul öğretmenim macide kayacan'ın bana yegane öğrettiği şarkılardandır kendisi.o zamandan bu yana halen ara sıra bu şarkı söyleyip eğleniyorum.*
bu arada viks (aka vicks) dediğimiz buharlaşan merhem her derde deva bu haftaki teşekkürümse vikse gidiyor.iki gün boyunca her yanıma sürünce sırt boyun, kol, bacak bütün ağrılarımı şıp diye yok ediverdi.tenk yu viks.en sevdiğim merhemsin.

sevgiden, iyi niyetten, teşekkürden ve af dilemeden hiçbir zaman vazgeçmeyecek olan bloğunuz
Elo Shity

*ortaokulda neredeyse tüm iş teknik derslerinde 'yine bir gülnihal' şarkısını söyleyerek içini baydığım tüm ergen arkadaşlarımdan özür dilerim.inannın bu şarkıyı söylememde tüm suç sadece şarkı söylerken konuşamadığımı bilen orta asyadan gelme metehan tipli hocam akın taymaza aittir.

önemli hatırlatma:daha önce size anasınıfında çok konuştuğum için ağzımı koli bandıyla bantlayan cadıya benzyen anasınıfı öğretmenimin bana yaşattığı travmayı anlatmadıysam bi ara hatırlatın da anlatayım canlar.evet hepinizin de tahmin ettiği gibi ne geldiyse başıma bu düşük çenemden geldi.

öptüm öptüm
fesat kız

1.10.2009

29.09.2009

prensipli bi insan olarak yasemin çubukçu: 'dizi izliyceksem kuzeyde bir yer dizisini izlemek isterim'

juliet binoche'la sayid jarrah'ı televizyonun önünden geçereken kısa bir an için -dünyanın en uzun ve yorucu filmi ingilz hasta filminde- görünce sana yazasım geldi yarim. içimdeki yaratıcılığın sebebi julietin o seksi burnu mu orasını bilmiyorum.
öğrenmek de istemem.
çet yaparken aynı anda kanaviçe yapmak insanın kendine işe yarar olduğu hissini veriyor dostlar demedi demeyin hemen deneyin.hatta hayalim kanaviçe partili altın günü.
bu güne dönecek olursam sevgili ihmal ettiğim ama çok sevdiğim sevgilim elo shity sanırım bayram ziyaretine gidemediğim için vicdan azabı çektiğim ve akabinde merhaba demek için uradığım tuğçe arkadaşımın ebeveynlerini uygunsuz bi durumda yakaladım.naci amcanın bastıra bastıra ben 'en üst katta internetteydim'(üç kere) demesi necmiye teyzenin de 'çıplakım yukarı gelme' demesi de böyle düşünmemi tetiklemiş olabilir. bi güzellik vardı suratlarında, bi aydınlanma..giderken de 'tuğçeye selam söyleyin baskın yaptı' diyin dedikten sonra bi iki saniye utandım.ailesel mahallesel kafaların dibindeyim.
mahallenin çocuklarını odama topladım geçen gün zapt edemedim sonra kovdum şimdi arada gelip balkonu tıklatıyolar gülüyoruz eğleniyoruz.(kovmamdan hiç etkilenmediler orası ayrı) elif'le camdan cama sessiz sinema bile oynadık.samimse çocuklardan hiç mi hiç hoşlanmıyor en az annem kadar.annem de o da çocukları görünce ortadan kaybolmayı nasıl başarıyorlar anlamıyorum.bunu fırsat belleyen çocuklarsa eşit paylaştırdığım topik jelibonların hepsini hüpletip(benim hissem de dahil) koşarak yalancı bi yasemin abla seni çok seviyoruzla beni geçiştiriyorlar.
neden yazmıyosun elo'ya diye düşünüyosanız yeni arkadaşlarım eğer çocuk olsaydım beni nasıl hacamat ederlerdi onu düşünüyorum günlerdir onu çözersem çocukluk hatalarımı da yenmiş ve yeni bi sayfa açmış olucem.o sebepten sen gece gel ya da bu gece gel.

imza
aileyi,mahalleyi , kalamarı ve düğününü çok seven blok elo shity.

10.09.2009

şenlikli hayatımdan gerçek kesitler(odamdan sigara alıp hemen geliyorum anne, konuşucaz o ciddi konuları)

  1. espiri yapan veterinere tahammülüm yok.hele de samim o sırada can havliyle 'buraya işedim beni bu lanet olası kutunun içinden beni çıkarın ulan' diye ciyakladığı zamanlarda.veteriner naci bey aslında iyi bi insan biliyorum bunu içten içe, tanısam mutlaka sevicem.*tanımaya fırsatım yok sizi, üzgünüm naci bey! sizden bunun için tüm kalbimle özür dilerim...çünkü aşağıda taksi bekliyor bi yandan kafamda sorular dönüyor bir tane aşı varmış lösemi aşısı mı neydi cana dedi şevkiye yaptırcaklarmış onu toparlamaya çalışıyorum.adam 'ne iş yapıyosunuz?' sorusunu patlatıyor aradan her zamanki gibi geriliyorum bu soru karşısında 'pazarlamacıyım hani kapı kapı dolananlar var ya biraz onun gibi ama geçici bi iş yemin ederim' diyorum içimden.ağzımdan sadece 'labratuvar cihazları pazarlıyorum' çıkıyor.mikroskop ampülünü gösteriyor 'bunu satabilir misin?' diyor naci bey.'off samime bak be adam satamam işte istesem de satamam karaköyde börek bile satamam' diyorum içimden. 'ampülü satamam ama size mikroskop verelim yeni' diyorum samimiyetsiz bi gülümsemeyle.'iyi bi satıcısınız' diyor(sanırım sırf samimiyetsiz gülümsemenin hatrına).nasıl yalan olduğu belli olmayan bi dialog var aramızda.artık ümitsiz küçük emrah(artık rahatlıkla söylüyorum bakın emrah emraah emrah) bakışları atma vaktim geliyor 'gözünüzü seviyim tonton abim çıkarın şu canı şuncacık taşıma kutusundan' diyorum.bakış gücümle alt ediyorum nacoşu.samime yöneliyoruz.her tarafı çiş sıvazlaması tabi zavalımın çekip ensesinden çıkarıyorum.nihayet aşılar tamamlanıyor takvimlerimizi ayarlıyoruz bir dahaki buluşma için.'bizi seçtiğiniz için teşekkür ederiz 'diyor tontiş naci.eklemeden de edemiyor 'yanlız gerginsiniz bu gün bizimle ilgili değildir umarım' 'genelde gergin bi insanım ben hep böyleyim hiç değişmedim yaklaşık bir senedir de artan bi gerilim hattı içinde yaşıyorum zorunuza mı gitti' diyorum içimden tabii ki 'sizinle alakası yok, iyi günler' olarak özetliyorum ağzımdan çıkan iki cümleyle.
  2. mahalemizin taksicisisnin beklerken taksimetreyi açmamış olup giderken aldığı paryı istemesi günü kurtaran güzel an oluyor.bense içimden ne sinsice şeyler düşünüp adamıcağızı yargısız infaz ettiğim için utanç duyuyorum.(zaten bu adamı bi kere köfteci osman amcayla kanka muhabbeti yaparken görmüştüm bi nebze içim ısınmıştı)
  3. eve gelince samim çiş hüzmesi vicudunu(nasıl yazıldığını biliyorum ama söylediğim gibi yazmak hoşuma gidiyör) temizlememde epey zorluk çıkarmış olsa da annemin yine gereksiz yere aldığı iki mikrofiber bezi görünce kendime geldim.hayatın anlamını buldum yalandan mikrofiberbezde.
  4. şimdiyse ayşegüle mantı yapmaya gidiyorum canlarım sonrasında neler olcak çok merak ediyorum.

*sourberryde 'özünde iyi program' diye bi program var onu benim çok yakın arkadaşım yapıyor.(nasıl bir reklamsa)

sevgi barış dostluk içinde akın canlarım.
(yoga öğretisi kadar sevgi dolu blok elo shity )

6.09.2009

tarihin tekerrür mekanizması

tarihin havlarını* tersine taramak isterken o tekerrür denizinde boğulmak sanırım tıpkı böyle bir şey.ankara sıkıntıları, elo shity'nin doğuşu,aynı döneme denk gelen belirsizlikler ve daha bir çok aynısının neredeyse tıpkısı olay.melda ve recainin kullandıkları kelimeler dahil.üstelik ekstralara da para almıyorum.
şurda neşe dolu bir yazı yazıp acısıyla tatlısıyla geçen koskoca bir yılın muhasebesini yapıcaktım ama her zamanki gibi bana ayrılan süre malesef doldu.süreyi kim koydu orasını allah bilir.(iç dünyamdan bahsetme girişimlerimde kendimi engelliyorum hadi size bunu da itiraf ediyim, ama ne yapayım dostlar ben ket vurmasam neredeyse yeşil kiraz kitabı kadar saf ergenik duygularımla şarkı sözleri yazıp altına hug it mug it love it yazıcam(ki ben bunu istemem),böyle girişimler engellenilmeli insan kendine de olsa yapmamalı efendi olmalı insan dediğin,gerektiğinde kendini sabote etmeyi bilmeli,unutmamalı o güzel günleri anılarla gönülleri hoş tutumalı avutabilmeli,gerekirse de susmayı bilmeli)
aralıksız alakasız konuşmalar yapabilme konusunda epey iddalıyım.kapışırım.
zaten ankaraya gelirken otobüste cana'yla yaşlı kadınların aynı anda iki konuyu birden konuşması olayını birebir uygulamaya çalıştık.o kadar da zor değilmiş.tam istediğim kafa.kendi konuşmana devam ederken onun sorusuna da cevap veriyosun tabi karşındakinin de aynısını yapması gerekiyor.(iki kişinin de ya yaşlı(ben) ya da zeki(cana) olmasını gerektiren bir aktivite) (arkadaş ortamında denenmesi sakıncalı)
dilimin kemiği olmadığını bilen bilir.sakin gibiyim ama farkındalığın ışığıyla da kutsanmış ters bir tarafım da var.tersim kötüdür.(sulu /kuru)
son olarak iyki doğdun elo shity.başından beri sadece bunu söylemeye çalışıyor olduğumu muhtemelen yine bir tek sen anlayacaksın.

*walter benjamin'e sonsuz sevgimle

2.09.2009

space travel is borin darling let's get married!

*osmangazi üniversitesi tıp fakültesi psikiyatri servisinde tanıştığım en iyi almanca konuşup memesini masya koyabilen insan olan 'ich liebe dich' teyzeye kucak dolusu sevgiler.

1.09.2009

gene zofingen yine kopingen

daha önce de söylediğim gibi 25 yaş ömür törpüsü 2009'dansa hiç hoşlanmıyorum.başıma garip garip şaşkınlıklar geliyor mesela bu gün pek değerli kuzenimle bütün gün takıldım ama nereyse hiç sıkılmadım.yıllar sonra ceren'e alışmak sevmekten daha zor geliyor.ceren dediğimiz insan beni çocukluğumda en az üç kere öldürmeye çalışmış başarılı olamamış bir insan yabana atmamak lazım.şimdi ise yok 'pasif agresiftim, yok sen bıçak görünce bile korkuyodun' yalanları atarak beni düşünce gücüyle yenmeye çalışyor ama yemezler güzelim diyorum ona.oruç tutup insanlar hakkında kötü şeyler düşünmek işte böyle bi kafa.(reklamlı oruç zaten zaten günah)
yıllardır komşumuz olan firdevs teyzenin ortanca oğlu önder abiden gelen gariplik ise 'bi gün havuza gidelim' diyerek telefonumu alması oldu.iyi gidelim de ne alaka ağustos bitmiş yaz bitmiş kesin gözü var bende.bu aralar aşk auram baya yüksekçe.zaten stepgrandmam zeynep'ten dedemin ölmeden önce 'yasemini kaçırma iyi kız tayfuna al' dediğini öğrendikten sonra istanbul'dan döndüğüm güne yeniden küfrettim afedersiniz. (bizim mahallede aşk yok havuz var evlilik var iyi kızlar var yaşı geçmiş mis gibi, bi de osman amca var köfteci) komşumuzun oğluyla havuza gidip akabinde dedemin üvey oğluyla evlendirilirsem sırf eğlenmek için yapıyorumdur şimdiden yanlış anlamamanızı temenni ederim.ee mahale baskısı böyle bir durum.(gelip kurtarırısınız jönce orası ayrı,parada anlaşırız)
onun dışında biraz önce tuğçe tam bir ergen gibi daha 17 17 17 imişcesine camdan atlamak suretiyle evimizden kaçıp sevgilisyle buluştu annemin huzursuzlanıp pire var diyerek uyanması ise olaya heyecan kattı.kıçından iterek camı kapadım.anneme doğru koştum.eskişehir hep anlattığım gibi şenlikli bi yer.kendi bedenimden hayli küçük bir kot elbiseye sıkışıp görevli bayandan yardım istememse bu güne skandal özelliği katan bir başka olay oldu sevgili günlük.
asla 3 yaşında olduğuna inanamadığm ece ise bana 'sen insan mısın diye sordu?' bi duraksadım yer yer zaman zaman belki gibi cevapları içimden geçirmedim değil.hepimiz insanız dedim sevindi.(evet bir çocuk sevindirdim dostlar) laf salatası gibi hayatım var.
alakasız yine tuğçeye dönmek zorundayım ama blok yazımı sabote etmesinden şu an o kadar rahatsızım ki dayanamayıp size şikayet edicem.(bu arada arkadaşlarımızı şikayet edebilceğimiz bi mercii olsa baya rahatlardık ne dedikodu kalırdı ne haset/bu dünya için baya güzel fikirlerim var ama geç anlaşılacak biliyorum bunu) bu tuğçe biraz önce camdan kaçmakla kalmayıp şimdi ise geri geliyorum diye mesaj attı 'gelme vallayi duyar annem,ikimizi de yakar' dedim.üzgünüm tuğçe ama sana puanım malesef 2 annemse mışıl mışıl uyuyor.(kendi bloğunda dedikodu yapmanın kopuş noktaları)
yarın sırf kendime işkence olsun diye oruç tutup bozup 61 gün tekrar oruç tutasım var.oruç sonuçta kendini tutmakla ilgili bi mesele.(kamusal sanal mecramda dedikodu ettiğim için sen beni affet ya rabbim)
bi de 'mobil demokrasi' diye bi şey varmış bu konuyu da bi yere not ettim bi ara düşünücem olurunu.şimdilik para sayma makinesi alsam mı almasam mı diye düşünmekle yetindiğim bir düşünce selinin sonunda hepinizi sevsem neye yarar diyorum.(kaç yazar da diyebilirdim olayı arabeskleştirmek tarzımı bozar diye yapmadım ama size itiraf etmeden de edemiycem sevgili canlarım)
bu yaza damgasını vuran şarkı ise ajda pekkandan aynen öyle.itirazı olan varsa hemen savunmamı hazırlıyorum.sokrates gibi insanım tek farkımız ben acayip boş şeyler düşünüyorum.
yıllardır da en azından farkındayım düzelicem diye kendimi avutuyorum ama hiç ümitlenmeyin,bu dünyada düzelmeye göre bir şey varda benden saklıyorsanız kalbimi kırılmış bilin.
iksir eiyksoaw
*iyki varsın elo shitym canım benim.yemin ederim bu gün bi tek sana teşekküri layık görüyorum.