14.08.2009

think thank

winter şarkısı part 2
I want the days to come, I want these sleepless nights to end
I lie here thinking how I lost you to all your stupid friends
You made me feel so foolish for the twenty-second time
Your love might be the last time that I try
+++++ +++++
Don't know if I'll make it through this winter without you on my own
I waited here for you forever, I can't believe you'd go
I may not have the answers, but I'd rather never know
Your love was such a heavy, heavy blow
+++++ ++++++
Goodnight my love, you seemed so nice 'til I knew you better
Now I can tell you're always thinking twice about what might be better
On the outside, there's no conscience, you're a victim of your cautiousness
You don't try, you just lie there hoping that someone will come to make it right

Meali:
gelecek günleri istiyorum bu uykusuz gecelerin bitmesini
burda uzanıp düşünüyorum seni nasıl kaybederim senin o aptal arkadaşlarına karşı.
sen benim kendimi en az yirmi saniyeliğine aptal gibi hissetmeme neden oldun (şarkının en can alıcı sözü)
ve senin aşkın belki de benim denediğim son aşk olacak.
bilmiyorum bu kış sensiz yapıp yapamayacağımı kendi başıma.(belden aşağı espri yapmak istemiyorum)
seni burda sonsuza kadar bekledim gitmene inanamadım.
belki cevaplara sahip değilim ama bilmemeyi tercih ederim.
senin aşkın çok ağırdı ağır bir darbe, bir saldırı, yumruk gibi.
iyi geceler aşkım, seni daha iyi tanıyana kadar çok iyi görünüyorsun. (hiç anlamadım bu sözü)
şimdi sana açıklayabilirim her zaman iki kere iki kişi için düşünmenin gerekliliğinin neden daha iyi olduğunu. (bakın nasıl açıklayacak)
dışarlarda asla vicdan yok, ve sen tedbirinin kurbanı oldun bebeyim (bunu da anlamadım)
denemedin, denemiyorsun sadece orda öylece umut ediyorsun birinin gelip işleri yoluna sokmasını.

i'm kamber but it's ok!

dün sabah bir takım coşkulu taşkın olaylar yaşadım.ödemeli yapan ptt çalışanıyla iletişim çabalarıyla başlayan günüm, nihayet işten çıkarılma ile sona erdi.her iş ayrılığı konuşması sonrası önce hafif bir rahatlama duyup akabinde kendimi günlerce uyumaktan alamadığım da doğru.(ayrılıklardan hoşlanmıyorum,bütün sevgililerim ve çalıştığım bütün işler hep birlikte olalım istiyorum.sabah kalkıp bandoya gideyim iki saat garsonluk yapayım akabinde koşarak bir stkda çalışayım kendimi zinde hissedeyim bu esnada ismi lazım olmayan bir sevgilime çiçek alayım,öğlen onla yemek yiyeyim, sonra akşamüzeri labratuvaar cihazları satarken bi yerden bi yere gitmekte zorlanırsam ismi lazım olmayan başka bir eski sevgilim beni motruyla gideceğim yere bıraksın, akşam süngerde ismi lazım olmayan bir diğer exle bir bira içeyim.gece gelip annemin koynunda uyuyayım istiyorum.çok şey mi istiyorum hayat senden?)
2009'a veda adlı çalışmam pek yakında.
şu an biraz ruh geldi röportaj sıralamamı kafamda belirledim beğenmeyen beri gelsin.

1-nüvit konu: ilişki eksperinden dengeleyici tirikler.
2-pınar konu: kardeşlik ilişkileri ve ortanca çocuk olmanın güçlükleri
3-mine konu: balık burcu kadınlarının düş yaşamları ve kapitalizm eleştirisi
4-umut konu: lades hikayeleri

*müzik yapmak için çıkardığım 15 senelik korgumdan samime yataklık ettiği için özür dilerim.samim elektronik aletlerin üzerinde uyumaya bayııyorsa benim günahım ne?
hepimizin de bildiği gibi sesim çok güzel ama artık ünlü olamayacım gerçeğine de alıştım.
see you another world broz!

11.08.2009

fantastiş /plastiş

bill callahan da cok iyi.(müziksyen olarak)

elo shity'den bir amme hizmeti daha !!!(çik çik çik)
iz bırakan aşk şarkılarını türkçe'ye çeviriyoruz,itinayla yapısını söküp dalgasını veriyoruz,hiç bişeyciğiniz kalmıyor. (aşk zararlı bir şey zaten)
dodos grubundan 'winter' şarkısını özenle terkedilen/terkedilmiş/terkedilecek tüm dostlarım için masaya yatırıyorum.
bu şarkının sözleri şöyle sambampara kontakare.(eh ehe bu saçma sertap erener şarksını hatırlyan varsa beri gelsin/ödül var yine)

Winter
(kış/tatsız günler)

Don't know if I'll make it through this winter without you by my side
Kendi kanımca bu kış sensiz yapabilecekmiyim inan ki bilmiyorum

I waited for you so long while I traveled far and wide
Enginlik ve uzaklık dolu yolculuklar yapıyor iken seni çok bekledim(çok ararsın beni çok çok (kafalar sağ sol /çok çok))

Convinced myself there's no one better, so how can I deny
Kendimi senden daha iyisi olmadığına ikna ettim(iyi kalpli manasında)

Your love, it's like a thorn into my side
Senin aşkın aslına bakarsan benim tarafımdan algılanış biçimi olarak sol loba batan bir diken gibiydi, bir daralmaya benziyordu,üzüntüden başka bir şey değildi

My friends they understand me better but don't whisper goodnight
Dostlarım,onlar beni daha iyi anlıyorlardı ama hiçbiri kulağıma iyi geceler diye fısıldamaz(doğal olarak)

I want a lover and a sister, but we know that's not right
Ben hem bir kardeş hem bir sevgili istedim ama bunu ikimiz de biliyoruz ki bu hiç de doğru bir davranış değildi.(sonraları umursamazca 'kardeşim' dediğin insanlarla da seviştin, canın sağolsun,ensestinin hastası olduk ailece)

You used to listen to my music, I always wondered why
Sen benim müziğimi dinlemeye alışkındın,her zaman neden diye merak ederdim.(tarkandan arka fonda dinlemeye devam ediyoruz 'çok çok çok çok')

I wish I could pretend you make me try
Umarım beni denediğin konularda rol yapabillirim sana karşı.(denedim olmadı)

6.08.2009

yine bir ağustos günü terliyoruz arkdaşlarla..

sürekli aynı çocuk espirilerini yaptığımdan beri içimde bir boşluk var.mesela ne zaman istanbul'a gitmeye niyet etsem niyet eylesem içimden lamba yandı is oldu, tabak düştü tan dedi, annem bana bul dedi bilmecesini hatırlayor, mega hafıza tekniklerinin mega unutma (tartışmasız sinema tarihinin en kötü saçlı kadını) diye bir teknik gerçekten icad edilmiş olsa asla iş yapamayacağını düşünüyorum.
annem kahvaltımızı yaparken 'dengesiz bir insansın zerrin özer gibi uçlarda yaşıyosun' dedi.cevap vermedim.annemdir dedim 'ama en azından onun gibi kahkaha atmadığın için şükrediyorum'* diyerek sözlerini sonlandırdı o an bir anlık bir öfke yaşadım daha sonra sabah sabah henüz patlamamış olan afyonumu patlattığı için gülümseyerek ona teşekkür ettim.iyki varsın anne dedim.zaten en olmadık şeylere sinirlenen bu dengesiz çocuğu senden başka yeryüzündeki hiç bir anne bağrına basamazdı evlat diye dedim.ve bir maceramın daha sonuna geldim.

*yaklaşık 1 haftadır alf gülüşümle cengiz eniştem dahil bir çok insanın sinirlerinin gevşemesine sebep olduğum için tüm sevdiklerimden özür dilerim.

29.07.2009

caşua ismine bayılırken

pireler berber iken develer tellal iken sevgili elo shity ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallariken her şey ayrı yazılırdı.
üzerimde depresyön dedesi etkisi varken buraya yazasım gelmiyordu.(ne geçmez ergenlikmiş aman yarabbim)
nüvit ve pınarla yapacağım röportajları habire erteliyorum.işe gitmek üzre çıktığım yollarda insanlarla selamlaşıyorum.daha az meraba daha az merabaacı (kelime oyunları)(goodmornin heartache)
dünya garip bir yer takip edilmesi gün geçtikçe imkansız hale geliyor.
internetin tanrısı ile benimkisi arasında bi fark var.
ya da merak ne güzel şey.
bu dünyaya çocuk getirmek istemiyorumla doğur hayata bağlan ikilemi arasındayım.
kendime ihanet ettim, haksızlık ettim hatta seyahat ettim bol bol yalnızlık çektim.(en az candan erçetin kadar çenesi çıkık biriyim)yollarda kafamdan 'hırkayı şerif'(muzaffer sheriff) diye vidyo çektim.(çok rezil edici intikam dolu bi vidyo ölünce beynimdeki filmeri izlemek için tek tuşa basmanız yeterli)
'hamburger go home yaşasın pizzalar danimarkanın bütün dominosları birleşsin yea yeaa..'(müzikli okunacak)
candan gelen postkart günü kurtardı.(candan erçetingöz değil can sü candan sü) (şubidubidubba)geçen gün ayşegüle de söylemiş olduğum gibi en az alec balwin'den hoşlanmadığım kadar hoşlanmıyorum cristian bale'den.(şimdi gidip kültürlerarası komedi filmi izleyin asabımı zorlamayın canlarım,üzerime gelmeyin gözbebeklerim)
bir sene sonra bir takım üst ve yan kimlikler edinerek karşınıza çıkarsam şaşırmayın.
unutmadan söyleyeyim en az düşey dans kadar sevmiştim sizi.

22.07.2009

moralim bozuk cereyan kesik ama trt çocuk iş başında (köpekli kadın fotoğrafının konuyla hiç bi alakası yok sadece tüm dünya köpeğim olsun istiyorum)


modanın en sonunda antik yunana dönüş yapmış olması beni neşelendiriyor dostlar.yollarda ne zaman anaksimendros ayakkabısı giyen moda kurbanı bir genç kız görsem keyfim yerine geliyor.küçük ayrıntılarla mutlu olabilen biriyim.içinden ben geçen cümlelereyse bayılıyorum.
onun dışında size sensörlü ışıklarla yaşadığım muaceraları anlatarak yaz neşenize neşe katıcaktım ama bana ayrılan süre de bu kadar bu hayatta.
see you another world biladerlerim.
bu arada hayatımda duyduğum en kötü şarkı ismi 'warm panda cola' üzgünüm boy least likely to.
*apsi deyzi kafalarının tadını bana yaşatan eceye teşekkürü az bilirim.dünyada insanın başına gelebilcek en güzel şey apsi deyzi salağı 'deyzi du 'deken göbeğinizde uyuyakalan bir insanyavrusu sıcaklığıymış.iyi geceler apsi deyzi iyi geceler pakapaka iyi geceler fonkifay ailesi ve ismini anamadığım nice çirkin peluş.

15.07.2009

üzgünüm(sad manasında) ama genelde bu tarz bi insanım

*sıradaki şarkı parmakarası terliği çorapla giyen tüm bahtsız dostlarıma gelsin.teomandan geliyor 'bu gün artık yarından banane' (bu kadar çok reklamını yaptığım için teoman bana bir bedel ödemeli diyenler üç kere çaldırsın)

13.07.2009

aynı adlı kitabı arıyor iken

kafamda enteresan bir boşluk oluştu içinden kendi dünyama sızdım dostlar.ecayip bir dünyaymış.lali okeyin deyişiyle egaliberte ya da katastrofi benim deyişimle ağlayan ve ağlatan aynı insan kara melek şarkısı gibi.adeta iyilik içinde kötülük işareti gibi.neydi onun adı hay aksi taksi hey hey hey taksi bütün işlerim gitti aksi hey dur taksi. ying-yang-yong.taksiye binmek için de belli bir miktar para gerekiyor.öyle zırt pırt taksiye binilmez.istisna halleri hariç taksiye binmem.binemem.bütçe işi bunlar.ha geçen gün zevkine bisikletle gezerken bi taksiye atladım arkasına bisikleti kodum gündüz tarifesi de açtırdım.sırf alkollü araç kullanmayan son derece duyarlı bir anarko-ekolojist olduğum için.(açılım kafası)

bugünün iki ilginç olayı: 1-ayşe arman haşemayla denize girdi.(ayşa ayşa lökotama müziği eşliğinde)(television personalites kafası)
2-ilkokuldan kalma bir gelenek olarak asil vatansever arkadaşımın(çocukluk obzesyonu kafası) ikamet etmekte olduğu parkın karşısındaki evinin önünden geçerken kafamı kaldırıp her zamanki alışkanlıkla orda mı diye baktım yemin ederim ordaydı.(bul beni aramana gerek yok beni koyduğun yerdeyim kafası)

kafa kelimesini beş defa kullandığım bu şen blok yazımın sonuna gelirken hepinize yüksek sesle bu yaza damgasını vuracak şarkıdan (henüz hangisi bilmiyorum) bi kuple hediye ediyorum.(hangisi olduğunu kısa mesajla bana yollayana sürpriz hediyeler var /sakız silgi fln ama çok kaliteliler)

*ayriyetten ali çelen arkadaşıma buraya sığmayacak kadar büyük teşekkür ederim.gecenin köründe diyemlik ettiği frp oyunundan kalkıp sokakta kalmış tanımadığı insanlara yardım ettiği için.ne varsa alilerde var.ali may arkadaşımın da dediği gibi.''bütün aliler bey bazı isimli lazımdeğil beyler patates''(alibeyköy ve alibey adasından anlamalıydım bütün alilerin bey olduğunu)
buldum buldum murat göğebakan'dan kara gözlüm sen de yalancı çıktın şarkısını yüksek sesle söyleyin asla pişman olmayacaksınız.

Biri beni durdursun.

ELO SHIY SEVGİSİ.

dipnot yerine kocaman pargraf yazdığım için tüm elo shity okurlarından
özür dilerim.

10.07.2009

Cosby: Neredeyse Düstur Edindiğim Tek Şey Sevilerek Çoğalmak


*dikkatle bakınca cosby ile picasso'nun kuzen olabilceğine inanabilecek olan herkese sincan bölgesinden selamlar.

8.07.2009

Çok Yönlü Dostum Erkinlen San'at Üzerine Mini Bir Söyleşi:

Hazırlayan ve Sunan Elo Shity (arkadaşları yakından tanıma ve tanıtma performansları vol.4) (konuk no:4)

E.S: Sen röportajlara alışıksın Erkinim. Bu insanlara şahane sorular hazırlıyorum bana mısın demiyollar.Baktım elo shitynin havaası kaçtı (kaçmaz da) hemen çok yönlü bir sanatçı olarak gördüğüm ve en takdir ettiğim arkdaşlarım listesinde top 5e girebilecek birilerini düşünürken sen aklıma takıldın. Ve bu korkunç derecede güzide röportajı seninle gerçekleştirmek istedim.
Öncelikle görüşmeyeli nasılsın?

E.G: İyiyim ve beklemekten hoşlanmıyorum. (neyi beklediği büyük bir muamma)


E.S: Peki gelelim asıl konumuza neden sanat değil daha çok sanat erkin?

E.G: Bu konuyu açacağını biliyordum. Her şey yalan Yasemin. Benim için sanat, limana demirlemiş bir gemidir artık. (Ve fransızca bir cümle. Baget.) I DON'T CARE imde bile olmaz.

E.S: Neden beni bir sanatçı olarak görmüyosun ve tanıştığımız ilk günlerden birinde dünya ve varoluş hakkında bir tek ciddi konuşma yaptıktan sonra benimle ciddi herhangi bir dialog içine girmedin?
E.G:Sanat konusunda fikirlerim değişti, artık seni de sanatçı olarak görebilirim. İlk fırsatta beraber bir açılışa gidelim olmaz mı.
O ilk konuşmada bir gazla bildiğim herşeyi anlattım sanırım. Sonrasında diyecek laf bulamamam, suskun kalmam, bil ki ondandır.


E.S: Beylerbeyine getirdiğin Yunanlı manitalar ne alemde? (Özledim onları)

E.G: Beylerbeyi'ndeki evden almadım ben onları, hala evde olabilirler. (eheh şakacı seni)

E.S: Yaser Arafat hakkında neler düşünüyosun?

E.G: O örtünün altına neyi soksan Yaser Arafat oluyor, çok yakın zamanda deneyimledim.

E.S: Ben biliyorum ama okuyucularımız bilmiyor olabilir bize internet üzerinden yürüttüğün intreaktif sanat ortamlarındaki projelerinden biraz bahsedebilir misin?


E.G: Uzun uzun anlatmamak gerekirse, horaley.com, antidig.com, mtaar.com, atolyeonbir.com, mtaar.org şeklinde gidiyor. Kısa süreli olaylardan da siktiret.org var mesela.

E.S: Ne zaman bir sen bir ben bir de Nüvit türkçe sözlü hafif batı müziği projesi yapıcez?(Şu iki genç kızı ellerinden tut hayata bağla di mi?)

E.G: Karaoke çalışmalarımız bende özel bir klasörde duruyor. Sık sık dinleyip Beatles üzerine yaptığımız çeşitlemeleri haz alarak hatırlıyorum. Zamanı gelince iyi bir kayıtla, enerjimiz de uyarsa, içimize de sinerse neden olmasın diyorum. Sevgilerimlen.

Ve E. G diye hitap ettiğim dostum kaçar. Yemin erdim seni de çok seviyorum erkinim.(sevginin bloğu)

imza Fransızca bir kelime söylemesi gerekirse eklair demesini bilen blok

ELO SHITY

5.07.2009

4.07.2009

al sana hafakan*

sevgili elo shity asla asla asla kahverengi bot giymem çünkü tırtıl değilim.(zaten tırtıllar giymiyor onu ama çaktırmayın) artık moda olan 90lar espirieri beni de yoruyor ama ne yapalım gözlerim bu renk boyum bu kadar.kendimi kontrol edemiyorum bu konuda.bir de ağzımdan düşürmediğim dillere pelesenk olmuş tayip sözleri var ki onlardan biri 'daha da davosa gelmem'.kim daha ile başlayan bi cümle kursa arkasından hemen patlatıyorum 'da davosa gelmem' diye.kontrölsüz güç sendromu ile huzursuz bacak sendromu arasında gidip geliyorum.arada bi samimin üzerine su serpiyorum.yaz ayları işte böyle neşe içinde geçip gidiyor.
*beylerbeyinde sıcaktan hafakan basınca kovalara su doldurup ayaklarımızı soktuğumuz o güzel yaz günlerini hasretle kucaklıyorum.

28.06.2009

gece sefası

27.06.2009

disney's ice parade

bu gün ismi şevki olan hımbıl bir kedi tarafından iki el kullanılarak kafamdan tutulmak suretiyle kafamdan ısırıldım.dostum cana ilen buna yaklaşık bir 10 saniye güldükten sonra fatma teyzeyle pazar çarşı, hayat pahalılığı ve işsizlik üzerine bir konuşmaya dalmışken, cana sıkılarak hadi bahçeye inip stenli ipkinsi sevelim dedi.adı ada olan yeni tanıştığım bu köpeğe stenli ipkins demek nedense o sınav kafasından çıkmış bünye ile biraz da hoşuma gitmişti.tanımadığım köpekleri aslında o kadar da sevmediğimi anladığımdan beri insanın kendisini tanımasının ne kadar engebeli bir süreç olduğunu düşünüp üzlüyorum.aynı zamanda ada diye köpek ismi olmaz,olamaz.
'iki kişinin ayakta durarak on dakikadan daha uzun bir süre konuşabilmesi için birbirlerini en az üç yıldır tanıyor olması gerekir'

geveze bir garson pişmemiş elma patateslerinden birini terastan aşağıya attığımı görüp 'hiç yakışıyor mu size hanfendi' diye yanıma geldiğinden beri o herkesin bana baktığı derin sesizlik anlarını çok seviyorum.'şovunun bir parçası olmaya memnuniyetle katılırım ama patatesleriniz hiç güzel pişmemişti ve küçücük bi patates için amma da yaygara yaptın arkadaşım' diyemedim.hatta sanırım ayağa kalkıp selam verdim orda bulunan küçük insan kalabalığına.insan bi kere tozunu yutmasın sahnenin her şovsal vakkada selam veresi gerliyor.

biri beni gersin o da sensin diyerek sevgiyle kucaklamak istediğim kimse kalmazsa ne yapacağımı düşünmek için bir dakikalık meditasyon yapmaya gidiyorum.huzur güneşe selamda.

*olağanca suratsızlığıma rağmen benimle birlikte 6 saat boyunca hiç sıkılmadan bekleyen sevgili kuzenim soner ve dünya tatlısı eşi öyküye minnetler meclisinden sevgilerle.

22.06.2009

hoch sommer

*kıriketten sonra en sevdiği spor su balesi olan tüm gülen bacaklı şişmanlara kucak dolusu sevgiler.

21.06.2009

hayat evren ve herşey hakkında bir günlük yazısı daha

bazı yakın dostlarım çok mutsuz olduğumda erci -e dinleyerek kendime geldiğimi bilmelerine rağmen yağmurlu pazar günlerinde en sevdiğim şarkı black box recorder grubunun 'hated sunday' şarkısıdır.(REKLAM:PAZAR SIKINTISI KİTABIM PEK YAKINDA YAY-SAT BAYİİLERİNDE) (hangi gazetenin kuponla vereceğini reklam olmasın diye yazmıyorum son derece iyi yaradılışlı bir insanım)

onun dışında bu güzel yaz günlerinde nişan düğün dernek aktivitelerine katılımarım hızla devam ediyor.dün dünya tarihin en göbek atmayı bilmeyen gençlerini kendi gözlerimle gördüm.hatta gözlerimle görmekle kalmayıp aralarına katılıp 'esra tilbe'* adını verdiğim yeni bir dans türünün de önderi oldum.gerdan kıvırmam sörf tabiyki.(espiritüel biri olmak yerine spritüel biri olmayı tercih ettim tüm memlekete hayırlı olsun)

bu arada tüm paris ahalisinin müzik gününü kutlarım.biz de annemle radio days gibiyiz.trt fm sen bizim herşeyimizsin sen olmasan bir anlığına da olsa dünyada hep kibar ve iyi insanlar olduğu gerçeğine inanarak kendimizi mutlu etmeyi nasıl başarabilirdik ki?

*yıldız tilbe /esra erol arası bir dans olup katılımcılarda çoğunluk sağlanırsa evmizin salonunda her türlü müzik eşliğinde öğretilecektir.

Ps.Kadim dostlarım emel ve enesle bir demet 'hayat nedir?' konuşması yaptıktan sonra aramızda geçen dialogların sapma noktasının hayatın anlamı olduğuna karar verdim.

19.06.2009

yasbook

merabayın sevgili elo shity okuyucuları;
bürokrasinin darlamalarına düştüm.kadastro ve bayındırlık kelimelerinin anlamını yeni öğreniyorum.cehaletimi bağışlayın.aşka düşer gibi oldum kendime gelemiyorum bir haftadır.(ille de aşk ille de sen ille de intikal)
oysa ki size günübirliğine kurulmuş olan bisiklet çetesiyle yaşadığımız maceraları, tepelikten kendimizi salışlarımızı anlatıp şöyle de güzel bir doğa insanıyım domatesi ısırarak yedim havaları atıcektim.'ne de güzel insanlar varmış'diyerek de cihan kılıç'a yeni genç dostlarımla bu takılma ortamını sağladığı için teşekkür edicektim.hayallerim bulutlandı.(kazanın öldüğüne inanırdım ama cihana minnet duyacağıma inanmazdım )(tenk yu ciyan)
zaten yeni kararım insanları tanımadan sevmek.şurdan bir öngörüm olsun ki birbirini tanıyan her insan bir gün birbirine kıl olacak sevgi ortamı bozulacak ve her canlı ölümü tadacaktır.ki ben bunu istemem.mesela dün cana melih'e laf soktuğu için 18 senelik dostuma 'neden çocuğa laf soktun ki' diyerek ortamı yine gerdim.'melih'dedim 'sürekli aynı masada oturuyoruz ama sen kimsin abi tanıyalım istedim bak 18 yıllık dostuma atar yaptım bize biraz kendinden bahseder misin?' kem küm etti melih ama sanki bi ısınma oldu canayla aralarında...dünyada katılımcı demokrasi olsun herkes düşündüklerini açıkça ifade etsin bakın ne de güzel olucek herşey.bekle beni odtü.sosyal bilimlere neşe saçmaya geliyorum.'bir insana zorla düşündüklerini söyletmek nasıl bir suçtur?' başlıklı bir tezle karşınızdayım.antenlerinizle oynamayın sevgili selocanlar.
dünyada en çok kendime kıl oluyorum ve en çok kendimi seviyorum.(sanırım bu cümle tamamen yalan)ama size en hoşlanmadığım iki özelliğimi sayacak olursam birincisi ortamı kurtarmak adına ortamı germek olup sık sık başıma gelen bir durumdur, ikincisi ise 6 aydır telefonlarımı açmayan birini hala neşe içinde arayıp 'ne haber çiko' demek istemek.
That's the story of my life*
*Morrisseyi öperim.
Ps. Bu arada marduk koca bir yalanmış !'yakında ne de olsa kıyamet kopacak' diyerek işlediğiniz günahlarınızı çıkarmak isterseniz bir telefon kadar yakınım.

12.06.2009

çok yönlü bir aşk kadını


bakış dudak büküş ve eldeki gül hepsine ayrı ayrı teşekkür ederim.belki de deniz seki olmasaydı birini sapıkça çok sevmenin zararlarını genç kadınlar klübü olarak çok daha geç anlayacaktık.iyki varsın deniz seki.görme engelliler için kitap okuma aktivitesi yapacağını duydum.iyi edersin.ben de yapıyorum evde.yalnız kitabı iyi seç derim.sıkılırsan bana mektup yaz deniz.yemin ederim cevaplarım deniz.aşk bu mu deniz.aşk acı mı deniz.iyilik yap denize at deniz.

9.06.2009

Ablamla 'Mutluluk Üzerine' ))) >>> <<< (((


Hazırlayan ve sunan Elo Shity
(arkadaşları yakından tanıma ve tanıtma performansları vol:3)
(konuk no:3)

E.S : Evet, sevgili canımdan çok sevdiğim ablam; öncelikle 'mutluluk' konseptli bu anketi yapmamda bana ilham verdiğin için çok teşekkür ettikten sonra hemen bu anketi çakıyorum seninle. Bu gün yazın ilk günü. Haziranın ilk günü. Ağzımıza layık bir röportaj olacak hissediyorum ve başlıyorum sormaya:
Vallahi mutluluk deyince benim aklıma beylerbeyinde mutfakta izlediğimiz en şahane sabah programı olan Jess’in ''sevgi mutluluk eşittir çocuk'' şarkısı geliyor. Onun dışında bir de Miranda July. Peki ya sana neleri hatırlatıyor bu mutluluk dedikleri?


A.İ: İki gundur dusunuyorum net bir cevap bulamadim. (Bu temayi mineyle işlemeliydin) mutluluk kendi hoparlörlerinle müzik dinlemektir.

E.S: Ayşegül mutluluk bir Richard Hawley şarkısı olsa hangisi olur idi?

A. İ: Al bu en mutlu sarki diyemem ama benim icin 'the motorcycle song'. bir yaz gunu ben cok ac ve hava cok sicakken beylerbeyinden bogazici koprusune yurudugum bir vakitte onu dinliyordum bir yol sarkisi oldugundan havaya girmistim sefil halde ama mutluydum ne zaman dinlesem mutlu oluyorum. sinavlarda da hep en az ben yazardim zaten. bu cevap fazla bana.(bu aşk fazla sanağ)


E.S: Canım ablam peki bize lost mutluluğu denilen şeyi açıklar mısın? Hepimizi bir dönem hayata bağlayan bizi mutlu eden tek şey olarak lostun mutluluk yaşantımızdaki yerini kısaca bir kuple anlat.(mahşerindörtatlısı mı dr jivago mu?)

A.İ: bence lost mutlulugu tum lost izleyenlerin paylastigi ve tum lost izlemeyenlerin hicbir sekilde anlayamayacagi bir mutluluk cesidi bu sebeple etrafimda bu mutlulugu benle paylasmasini istedigim kisilere lost izlemelerini sağlık veriyorum (esin kuntaya sevgilerimizi sen yolla)

E.S: Neden gıdından öpmeme izin vermiyorsun?Burda tüm okuyucularımızın gözü önünde bunu bana bir kere söyler misin?

A.İ: sorunun konuyla bir alakasi yok. (dünyanın tartışmasız en cool insanı)

E.S :Yemek yemekten alınan hazı seninle tattım ben. Deli gibi yemek yiyip üzerine yarım ekmek yediğimiz günler benim için en mutlu günlerdi (Röportaj yapacakken duygu seline boğmak)
Yemek yemekle mutluluk arasındaki apriori episteme’yi bize bir cümle ile açıklarsan dünyanın en mutlu insanı olucem.

A.İ: Galiba herhangi bir besin bayat-çiğ(bu sana) vs. ne olursa olsun paylaşıldığında guzeldir.

E.S : Peki, Shopenhauer’in ‘mutlu aşk yoktur’ sözüne katılıyor musun?*

A.İ : Aragon söylemiş değiştirirsin. (dostunun açığını örtecek kadar şefkatli bir dost) Zor soruları bana sormuşsun. beni duygusal temalarla konuşturmaya çalışmandan hoşlanmasam da ilk röportajim oldugundan bu sefer cevap veriyorum. Hayır katılmıyorum ama mutsuz aşk ta vardır.

E.S: Peki, benim ‘'ölünce çet yapabilsek ölünce çok mutlu olurdum’' sözüme ekleyecek bir sözün var mı?

A.i: Ölünce plazmadan izliceksiniz sözüne bayiliyorum. (ölünce sevemezsem seni)

E.S : Bana şu dünyada üç tane kesin mutlu edici isim, şehir, hayvan, bitki, eşya ya da bildiğin 'thing' söyle sana kim olduğunu söyleyeyim.

A.İ : Yeni yikanmis ve yataga-yastiga gecirilmis carsaf-nevresim takimi-yastiga yeni yikanip yatmak (örnek bir keyifçi)

(Mutluluklar seninle elem yok olsun Ayşegül. İlhan İrem'i seninle seviyorum.)

Hapiness is love <3

Sevgiler

ELO SHITY

8.06.2009

hepimiz birbirimize sıcak ve sevecen davranmalıyız

biraz önce annem yemek yaparken bu şarkıyı sana itaf ediyorum diyerek 10 sene önce evimizde neşe ile dinlediğimiz çıtır kızlar kasedinden 'yaşanacaksa yaşanacak'* şarksını söylemeye başladı sevgili elo shity.her zaman söylemişimdir garip bir anne kendisi.çocukluğumdan beri de uzaylı olduğumu düşünüyor.mustafa topaloğlu piyasaya çıktığında çok şükür ki 'babam olabilir mi lan' diyerek paranoya yapacak yaşta değildim.Konuyu gene saptırdım tabi ama siz neyse ki içimden geçenlerin farkında değilsiniz dostlarım.(ulusa sesleniş)
yolda yürürken tayyip erdoğan'a soru sordum. 'hiç var mı varoluşal bi kaygın var mı hıı?!'gibi bi soruydu. sonra nedense neşe içinde tıraş olurken hayal ettim kendisini.(kendi içimde hapsolmuşluğun kopuş noktaları)
aslında buraya geleneksel elo shity konseptini bozarak danimarkalı filozof kierkegaard'tan bir pasaj yazıcektim ama zihinlerinizi bulandırmayayım. yani kitabın adı 'ölümcül hastalık umutsuzluk' varın gerisini siz düşünün canlarım.
Bu arada canlarım siz de kralsınız ama en kral Cantona!*

*annem kayahandan hoşlanmadığını itiraf ettiği halde inatla müzik setine bulamadığım çıtır kızlar kasedi yerine kayahan kasedi takıp 'ah eski günler' havası yaratmaya çalışırken sarfettiğim enerjiden özür dilerim.
*haluğu da çok seviyorum.

6.06.2009

to do list-1


yapılcak şey: eski de olsa bir araba alınıp önce nasıl kullanılamadığı deneyimlenir.annemin 'kapımızda duran araba' isteği de göz önnde bulundurularak önce halı saha çimiyle kaplatılan araba azami iki günde bir sulanır.

umut edilenler: Annemin kapının önünde duran güzelim arabamızı görünce bütün komşuların arabalarını ve markalarını tek çırpıda sayma aktivitesinden vazgeçmesi.ve tabii ki hayata bağlanmak için dünyada ender sayıda insanın yapmaktan zevk aldığı bu aktivitenin vermiş olduğu inanılmaz gurur.(aktivite kelimesinden asla bıkmayacağıma şuracıkta yemin edebilirim)

Yapılabilme ihtimali: % 23 (otuzlu yaşların ortalarına doğru ihtimalde 50lerin üzerinde bir artış görüleceği ispatlanamamış bir gerçeklik olsa da umut vaat etmektedir)
*hepsinizi dünya etik haftasını kutlarken kucaklıyorum.

31.05.2009

plastip şovu çok özlüyorum

bu gün sevgili arkadaşım sinem'le hamama gittik.hamam çok acayip bi ortam.her gittiğimde
kadınların memeleriyle ortalıkla büyük bir özgüvenle dolaşıyor olması beni şaşırtıyor.genç ,hamam kültürü bariz olmayan kızlara nerden çıktı ayol bunlar donla geliceksiniz bikiniyle değil gözüyle bakıyorlar..onlar o gözle baka dururken biz de klasik hamam aktivitelerini yerine getirerek kese attırttık akabinde yumuş yumuş olduk.tellak kadın(keseci) dövmeme bakıp bu ne dedi.ben de boşukta bulunup 'dövme' dedim.'orasını anladık' dedi.'ne dövmesi bu?' 'yani şey sevdiğim bi grubun albüm kapağı ıpıtı pıs,ses giderek tizleşiyor kadın zaten üzerimden çıkan kire tatlı bi gülümseme ve tiksintiyle bakıyorken 'ne pis kız dedin di mi' diyorum.'yoo' diyor çok da muhabbet etmiyor.daha doğrusu kaale almıyor beni.olsun yine de hamamda seviyorum onu.çok acayip pamuk ninelerin yanı sıra kıllı bacaklı kadınlar.ortadaki hamam taşına 2 80 uzanan kadınlar.gözümü alamıyorum tabi ben herkese bakıyorum bi yandan ponza taşıyla topuklarımı taşlyorum.klasik bir gün güzel bir anı olsun diye simit gazoz aktivitesini de es geçmedik çıkınca.bu arada mayıs ayı bitiyomuş.god loves me yea.ömrü hayatımın neredeyse en depresif ayıydı.her pazar hamama gitsem hayatım kurtulur da.biraz korkuyorum.hayatım kurtulursa napıcem onu bi planlayayım hemen geliyorum dostlar.

ps. size söz verdiğim pınar röportajı yalan oldu canlar.yeni hedefim nüvit.hayırlara vesile olsun.

*dünyaya bayılıyorum

*müslüm gürses konserine giderim.hah yeri gelmişken müslümcü.com sitesine hayat berbat nikiyle katıldığım günleri de sevgiyle kucaklıyorum.ayrıca yeminle hayat hala berbat gibi de hamam mı memeler mi artık günü kurtarmış gibi gibiyim.

29.05.2009

28.05.2009

shocking blue!!

*fatih gök /efe gezer benzerliğnin dayanılmaz hafifliğinin dün gece beni kahkalara boğmasına tam teşekkür ederim.

17.05.2009

kendimi o kadar çok seviyorum ki

bazen kendimle ne kadar barışık olduğumu ispatlamak adına insanlarla kendi dedikodumu yaparken yakalıyorum kendimi.işte böyle anlarda hop dedik diyorum sakin ol.bu kadarı fazla gerek yok.her şey iyi hoş pop.yalandan karın ağrıları sosyobobiler.üstelik hava güzel güneş sıcak bembeyaz berrak akıyor dereler, yaşamak güzel şey.çok neşeli bir süreç hayat.hayatım.
sıkıştığımız sanalizasyon kanalı kanalizasyon fuarı.gösteri ile gösteriş arasında gidip gelen yüzlerinkitabına konulan fotoğraflarda arka fonlardan insan tahlilleri.skrop fm'den halit-i ruhiye tespitleri.dev-i yan tart masturbasyonları.reklamlar konseler geceler.kısaca yaşasın ben! yaşasın pazar günleri!*

bir sonraki haftaya elo shityde:
pınar arkadaşımla memuriyet ile ilgili ilginç bir röportaj
mahalle baskısının gizemleri
madunlaştırma süreçleri
şahinde teyzenin bahçesindeki küçük çocuğun afişesi.
ve hayat hakkında bir takım tüyolar daha.

beni tanıdığınıza asla pişman olmaycaksınız.
ilerleyen sezonlarda lost başucu kitabı kadar güzel
yasemin çubukçu'yu tanıma kılavuzu.
imza yasbook.

*pazar günlerinden nefret eden herkese kucak dolusu sevgiler.

deliliğin dağlarında

takriben 1995 yılında yazdığım şiirimi elo shitye taktim etmekten onur duyarım.

SİVRİSİNEK
Mikrobik canlı deyip geçmeyin
Ben sivrileri pek severim (her şeyi seven çocuk)
Neden derseniz
Kaşınmayı çok severim

+ + + + + + +

Kaşınmak bana büyük bir haz verir
Harş hurş diye çıkan sesler kulağımda çınlar
Sivrisinekler de yazın ortaya çıkar
Kışın bütün böcekler gibi ölür yok olurlar (ölümü sindirmiş bir çocuk)

*bir çok konuda hiç bir olumlu ilerleme kaydedemediğim için kişisel tarihimden özür dilerim.

11.05.2009

my name is bobi not bo derek!

Gone For Good
(last gloomy part)

It took me all of a year
-bu benim bütün bir senemi yedi bitirdi.
to put the poison pill to your ear.
-zehirli sıkıntıyı senin kulağına çalmam.(bir kulağından girdi bir kulağından çıktı amma sonunda başardım biricik sevglim)
but now i stand on honest ground, on honest ground
-ama şimdi ben açık yüreklilikle açık yüreklilik tarafında duruyorum.
you want to fight for this love
-bu aşk uğruna savaşmak istedin/istiyorsun/istiyon
but honey you cannot wrestle a dove
-ama balım sen bir güvercinle güreş tutamazsın. (Barışçıl biriyim kumru gibiyim.)
so, baby it's clear
-e yani bu çok açık bebeyim.
you want a jump and dance
-hoplamak zıplamak dans etmek istiyosun beni görünce için kıpır kıpır oluyor bunu anlıyorum
but you sat on your hands and you lost your only chance
-amma kendi ellerinle hazırlıyosun sonumuzu ve tek şansını da kaybediyosun alkışlarla.
go back to your hometown.
-memleketine geri dön.
get your feet on the ground
-ayakları yere basan biri ol,özüne dön.
and stop floating around
-gayrı burda sürüklenmekten vazgeç.


* Kucaklayan bir terkediş şarkısı olan 'gone for good' şarkısının sahibi shins grubuna büyük sevgiler.adeta en güzel duyguların tercümanısın shins.durmak yok yola devam.

best friends club

soldan sağa:
canlandıranlar
1.Yakşıklı Murat............................nüvit p. (artistike und hınzır bakış)
2.Espiritüel Vedat ........................ yasemin ç. (kolormatik gözlüklü)
3.Duygusal Erol .............................ayşegül i. (peruksuz canlandırma)

10.05.2009

ıptıs ıptıs geç mayıs

mayıs ayından epey ümitliydim mutluluk getiriciliği bazında.umutlarım bulutlandı afedersiniz çok sevdiğim dostlarım..bu arada belitmek isterim ki 'hangi babda?' sorusunu soran insanlardan oldum olası hoşlanmadım.herşeyden önce söylemesi oldukça zor bi kelime.herneyse konudan konuya atlamadan dönelim mayıs ayına.diğer bir adıyla mayıs sıkıntısına.bu hızlı,hınzır mayıs ayı önce 1 mayıs, akabinde hıdrellez, sonrasında ilkyardım ve trafik haftası en son olarak da anneler günü olarak vurdu beni.okullarda başlayan şenlikli ortamlar da cabası.ama bendeki katılımcı ruhunun körleşmesinden midir yoksa ösym'nin bu sene düzenlediği tüm sınavlara bir spor müsabakası gibi centilmenence katılımlarımdan mıdır ben bu mayıs ayından hiç bir şey anlamadım.2009'un ümit beslediğim tek ayı olarak beni hayal krıklığına uğrattın mayıs.Burdan mayıs 2009'a soruyorum neden gençlik hayallerimi çürüttün?Bir genç kızın(25) en sevdiği ay olacaktın?hani verdiğin sözler hani ellerin nerde?(emel sayın)
annem çocukken yaptığım süprizlerle dolu anneler günü kutlamalarından sonra kuru kuru alınan hediye ve öpücükle yetinmiyor dostlar.ille de genç kız gibi anne kız aşkımızı(aşk-nefret ilişkimizi*/1) anlatan power point sunum istiyor.forward mail olarak eşe dosta yollama amaçlı.ben diyorum power puf girls power rangers o diyor ki yapabilirsin edriyın.
*raki balboğaya ve sarı deve kucak dolusu sevgiler.
*1/Efe Çakmak Hocamın Enis Batur Beyle kurduğu ilişki biçimini annemle kendime atfettiğim için her iki beyefendiden de özür dilerim.

4.05.2009

45 derecelik açının en muhteşem hali

any fun

bu gün durup dururuken sizin için akbil* basabilir miyim diyen yaşlı bir teyzeyle karşılaştım.bu geri çevrilemez teklifi kesinlikle hayır cevabıyla geçiştiremezdim.nihayetinde ikimiz de mutlu olacaktık.buyrun ne demek dedim kırk yılda bir bulunur sizin gibisi.evet bu gün sanırım bundan daha iyi başka hiç bir şey olmadı.şu ahir ömrümde her hafta başıma gelen iyi olayları yazıp üzerine bunları kendime okuyup kendi kendimi telkin etsem güzel yol kat ederim kendi psikolojimde.
*akbil dediğim tüm eskartlardan özür diledikten sonra sözlerime son vermekten gurur duyuyorum.

29.04.2009

naked as we come


lütfen bana hiç durmadan seni seviyorum de bobi*

(yaralayan şarkıları yapısöküme (çok havalı bir kelime) uğratıp kendilerinden kurtulma aktivitesi)
Gone for good
part 2

that's enough sitting on the fence
-Bu kadar kaçamak cevabın üzerinde oturmak bana yetti
-bu kadar engelle oturmak artık yetti
-eskirim yaparak kulak arkası etmek gayrı yetti canıma .
i find a fatal flow in the logic of love
-aşkın mantığındaki öldüren/mahveden/nihayi hatayı/kusuru buldum(ben buldum) (elllerine sağlık hadi durma kutla bu zafer senin)
and go out of my head.
-ve kafamdan attım gitti(aşkı)
you love a sinking stone
-sen afedersin tabiri cazise aşağıya çekilen yani batan bir kayayı seviyorsun.(insan odun olsa batmaz)
that never elope
-ve o seninle asla evlenmek için kaçmayacak(çevirinin imkansızlığında kopuş noktası elope nedir)
so get used to the lonesome
-yani diyeceğim o ki yapayalnız olmaya alışsan iyi edersin.
girl, you must atone some
-ah be kızcağızım bunu bir şekilde telafi etmek mecburiyetindesin.(önce hüplet sonra gümlet,hem terket hem advice ver ona da peki)
don't leave me no phone number there*
işte şarkının doruk noktası (*uzun süre tam tersi bir anlamda düşünerek hayra yorduğum için şarkının kedisinden özür dilerim)
-giderken de bana telefon numaranı fln bırakayım deme ( kafama sıktım gittim bil,hatta gittim gözün aydın/ bil aydın/ger )

devamı haftaya

sevgiler elo shity

*tanıdığım tüm köpeklerden onları en az bir kere bobi diye çağırdığım için özür dilerim.

27.04.2009

söyleyecek sözü olan herkesle röportaj yapan ekip: ELO SHITY

*ladida diyen bir erkeğe mütevazi bir japona olacağım gibi aşık olurum.billahi.



scientific suicide/fenni intihar

merhaba elo!bu gün insanlık için iş tanımına yeni bir boyut, yeni bir açılım kazandırdım.adı 'kulağı delik bir şekilde çay içmek'.pek saygıdeğer patronlarımdan biri olan ganim beyle birlikte (oblomov tarzı kalın enseli maviş gözlü satış ve pazarlamanın en ince noktalarını bilen güler yüzlü bir insan) yine çok neşe dolu bir gün yaşadım.
ganim bey karşımızdaki çok sevimli müşteriye bizim cihazımızın neden daha iyi olduğunu anlatırken dünyada yaptığım en iyi ikinci şey olan çok iyi dinliyormuş gibiyi yapıyordum.(birincisi hepinizn de bildiği gibi dünyaya merhaba demek)
çok iyi dinliyorumu aradan bir takım mimiklerle onaylıyorum bakışları atarak destekliyoriken vicudumun diğer kasları isyan ediyorudu.mesela ayak parmaklarım ayakkabının içindeki garip duruşundan rahatsızdı, sırtım dik durmaya alışık olmadığından sarfetmiş olduğu eforu senden bunu acısını çıkarım dercesine pıt pıt kalp gibi atarak veriyordu.işte biznıs layf bu kadar acımasız sevgili okuyucular. bulaşmayacağınız varsa bulaşmayın benden söylemesi.
merak edenler için ayşeyle yaptığım röportajdan sonra aş kacım azaldı.

*yazdığı her satıra sonsuz saygı duyduğum kaan sezyum'dan; gazeteden kestiğim fotoğrafını çiçekli çerçeveye koyarak, hayran genç kız tavrıyla başucumdaki komidine koyduğum için binlerce kez özür diliyorum.( çerçevelerin alınmış olduğu amaca hizmet ettiği bir dünyada yeniden görüşmek dileğiyle esen kalın)

24.04.2009

güle güle zoraki salıncak


*Hüzünlü bakışlarımla darladığım tüm erkeklerden özür dilerim.

cihan ayşeyle aşk üzerine bir softpeht /daha edebi ve samimisi yok/

Hazırlayan ve sunan Elo Shity

(arkadaşları yakından tanıma ve tanıtma performansları vol:2)

(konuk no:2)

E.S:Evet, sevgili Ayşe mevsimimizin de bahar olmasının etkisiyle konumuz son on bin yılın en kötü hastalığı olan aşk acısı. Biz de elo shity ekibi olarak bu konuyu seninle irdelemeye karar verdik. Ve seninle yapacağımız mini röportaj için sorular hazırladık.

İzin verirsen başlıyorum sorulara.

E.S:Geçici bir heves mi bilmem ki bizimkisi ömür boyu sürer mi? Saman alevi gibi söyle bir anlık mı aşk bu kadar kolay mı şarkı sözleri senin için ne anlam ifade ediyor? (Ozon Orhon)

C.A:Aşk sözleri her zaman aşkın yarattığı/yaratacağı muhtemel mutluluklardan, ferahlatıcılığından ve kurtarıcılığından söz eder. Aşksa, kendi içinde söylenen o muazzam “aşk sözleri”nin aksine, olabildiğine sık örülmüş elekte ince ince süzülen minik taneciklerde kendini buluyor. Onun çetin ve :armaşık bütünlüğüne rağmen, üstelik “seve seve”, ezilerek, ezerek onu yaşıyoruz. Aslında bu bir savaş. Her bireyin karşısındakine verdiği aidiyet duygusunun savaşı. (E.S iç ses:ayşe disko kraliçesi olmasının yanı sıra son derece ciddi bir insandır bilen bilir)

E.S:Uykusuzluk mevsimsel midir? Uzun süre uykusuzluk çektiğini ben biliyorum ama okuyucularımız bilmiyor. Bu uykusuzluk dönemleri buhranlarında başına gelen en komik şey neydi?

Başıma komik birşey geldi mi bilmiyorum, arkadakilere gülecek olgunluğa erişemedim henüz. Uykusuzluk dediğin senin mevsimlerine göre değişiyor. Bebek gibi uyuyan ben, bir anda gözlerimi kapatamaz oldum. Uykusuzluk meretine yakalandığım ilk gün, ucuz antene bağlanmış hala bir iki kanaldan başka yayın yapamayan televizyon karşısında, hafif karlı görüntüsüyle karalar bağlatan trt nin yeni çocuk kanalına tutulmuştum. 5 saate yakın yemeden içmeden “ trt çocuk” izledim, midemde de meşhur büzülmeler yaşanmaya devam ediyorken. Gerçekten çok kötü programlar var, trt yine yeni yeniden, gezerek öğrenelim eğlenelim konseptli program yapmayı ihmal etmemiş. Dünyanın en şaklaban sunucusu, dünyanın en uyduruk ve yandan taktığı şapkasıyla zıplayarak program sunuyordu, çocuklar bunu haketmiyor dedim. Ona biraz gülmüştüm.
Bu uykusuzluk günlerim ikinci bir travmayla doruk noktasına ulaştığında nefes bile alamıyordum. Sadece uyuyamamayı hakikaten öpüp başıma koyardım. Gülmeye yakın hiç bir durum yoktu.

E.S:Ve gelelim sigara meselesine (gördüğüm en cesur kadınsın sen bu arada) kendine yapılması hoş olmayan bir hareketi başkasına yaptığında nasıl hissettin? Al sana üstü kapalı soru.

C.A:Ciddi bir boşalma hissettim. BURNGAZM. Şaka yapıyorum, hoş olup olmadığını bilemem ama şiddetin, yaşanan duyguların yoğunluğundan geldiğine inanıyorum. Kendimi tutadabilirdim, ne olucaktı büyüklük bende mi kalacaktı, erdemli mi olacaktım. İz bıraktım işte, belki de farkında olmadan ama bilerek. Zarar vermek istedim mi bilmiyorum ama kendi acımı ona tattırmak istemiş olabilirim. Ucundan.

E.S:(Kişisel soru:/cevaplanmayabilir) beni dövmek istediğin günden beri içinde beni dövmek istemeye dair başka bir his oldu mu? Samimi bir itirafta bulunmak ister misin?

C. A:Seni dövmek filan istemiyorum. Karıncayı bile incitmem. (aslında duygusal ve net biri)


E.S:Ömür biçsen şu aşka dair meselelere? Ne diyorsun kaç ila kaç ay arası bir azalma olacağı beklentisindesin?

C.A:Yaşadığın her şeye bağlı bu. Yapacak başka bir şeyin yoksa obsesyona kadar yolun var galiba. Sigarayı bırakmaya benziyor biraz. Bile bile lades durumu. Ya da ben kendimi kandırıyorum. Çivinin çiviyi sökeceğine inanmıştım ilk başta. Çiviler batmaya devam ediyor halbuki.
(burda dayanamayarak annemin çok söylediği bir şiirle araya giricem: çivi çiviyi söker derler/ soğuktan donanı buzla ovarlar/ ben zaten yanmışım dostlar /peki beni fırına mı koysalar/-edebiyat dolu bir söyleşi-)

E.S:Gerçekten kaçanın kovalandığını birçok kez deneyimledim sen de bu klişe söze inanıyor musun?

“ördek çükü gibi bir şey bu hayat
tuhaflığı ölümden geliyor
daha doğrusu doğmaktan”.

Ne güzel demiş şair. İnsan dediğin ızdırap ister. Mutsuzluğun hazzını arar. Zorlar zorlar zorlar, zorlar. Bir yanı o ulaşılmayan için yanıp tutuşur bir yanı o yanmada kül olur biter. Tam da istediği budur zaten.

E.S:İnsanın bile isteye kendini böyle çıkmazlara sürüklenemsi edebi açıdan bir yaratıcılık kaynağı bir feedback verir mi? Yoksa insan bu gibi konumlarda anca kıytırık aşk şiirleri yazıp aşk şarkılarına ağlar mı? Bir edebiyatçı gözlüğü ile aşkın açmazları hakkında bizi aydınlatır mısın?

Sırf ilham versin diye acı çelikmez ama yüksek dozlarda yaşanılan tüm duyguların insanı bir o kadar da düşünmeye ve yaratmaya meyl ettiği kabul edilebilir. İnsanın yaşadığı duygu da, yazacağı çizeceği de onun kapasitesiyle orantılıdır. Yürek işidir koçum bunlar. Aşk dediğinse zaten hep kapalı. Açmazlar o kapıları. (gönül kapılarınızı açın sen ve abim)

Zaman ayırıp yanıtladığın için teşekkürler.

Sevgiler
Elo Shity

22.04.2009

work of art


21.04.2009

asla vay canına demem


lütfen bana vitniy deme bobi


Gone For Good
(part 1)
-allah aşkına git
-iyi için git
-iyisi mi git (daha fazla üzme git hadi git)
-sadece iyiyi elde etmeye çalıştım. (yemin ederim başlıktan bi falsolu giriş)

unite me i've said no vouws
-beni birleştir ünitelendir asla vay canına demem
the train is getting way to loud
-bu trenin gittiği yol yol değil.
i gotta leave here my girl
-burda bebeğimi terketmek zorundayım (billahi gürültüden brain pusimizasyonu)
get on with my lonely life
-onu benim yalnız hayatıma bindirmek, yetiştirmek.
Just leave the ring on the rail
-sadece o yüzüğü tren yolunda bırak (sessizce bırak o yüzüğü)
for the wheels to nullify
-işkence araçlarını geçersiz kılmak için
unitl it's turn in my head
-bu benim beynimin içinde döndüğünden beri
let you stay and you paid no rent (o soğan yiyip bayıdığın gün terketmeliydim seni)
-Senin kalmana izin verdim ve bunun için bir bedel ödemene izin vermedim.
i spend twelve long mounths on the lam
-bu uğurda 12 ayımı harcadım
-kaçış üzerine çalışmalarıma 12 aydır devam etmekteyim
-12 aydır zaten kaçmayı planlıyordum senin haberin yok mal.


19.04.2009

okulu asardım dünyaya küserdim


*harita odasında yaptığımız bir çay partisinde yaklandığımız müdür yardımcısı gürkan bey'den önce likle masanın altına saklandığım için sonralıkla ağzımda nimet varken ona cevap vermeye çalıştığım için çok özür dilerim. Bobo derken budayım demeye çalışıyordum.yemin ederim niyetim iyiydi.

17.04.2009

röprötaje in salon salomenje: Merve Demir ile çok samimi bir röportaj



Hazırlayan ve sunan Elo shity
(arkadaşları yakından tanıma ve tanıtma performansları vol.1)
(konuk no:1)

M.D:Geç cevap için özür dilerim dostum bilgisayarım patladı format attım bişiler, öptüm.

Elo Shity(iç ses):asla bir sorun teşkil etmedi verdiğin geç cevap.canımsın. başlıyorum 1 2 3.


E.S:Pek sevdiğim dostum Merve öncelikle mesleki bir soruyla başlayalım istersen? Ölçü alırken dikkat edilmesi gereken en ince nokta nedir? Bir binaya bakıp gözünle ölçü aldığın oldu mu?

M.D: Başlayalım canım. Öncelikle sorduğun sorudan yola çıkarsak binanın içine girmek gerekir, akabinde her detay senin rölöve alma tecrübenle doğru orantılı olarak dikkat çeker yada binaya 2. yada 5. defa gitmen icap edebilir. Bir adet 5 metre, 1 adet laser metre, 1 adet bloknot ve kalem, fotograf makinesi ve 1 arkadaşın sana gerekli olanlardır. Gözümle ise ölçü almadım ama adımla aldım. (iç ses elo: işte tam bir profesyönel)

E.S:Atıyorum ben sırf çok havalı bir isimi olduğu için iç mimar olmaya kalksam (25 yaşındayım şu an) ömrümün kaç yılını bu uğurda harcamam gerekir?

M.D: Seni tanıdığım için 3,5 sene diyebiliyorum. (arkadaşlık sevgisinin bir üst leveli)

E.S:Prensipli bir insan olduğunu ben biliyorum ama okuyucularımız bilmiyor. Özellikle yiyecekler konusundaki düzenin titizliğin ve prensiplerinden kısaca bahsedebilir misin?

M.D:Yumurta yemem yanımda yedirtmem, buzdolabında kurumuş peynirden hoşlanmam, ajvar sosla beyaz peynire varım ama ardından reçele karşıyım, çiğnenmiş sakızı yuvarlayarak tabak kenarına iliştirme konusunda çok hassasım lütfen yapmayın, kül tablasına sürünmüş bezi bulaşığa sürmeyiniz, dia marka gıda ürünlerini yemem, yağlı yemem, erimiş buzlukta tekrar donmuş dondurma yemem; bunlar aklıma ilk gelenler bebeğim bilmiyorum yeterli oldu mu? (bunlar bana merveyi her gün bir kez daha sevdiren nedenler dia markaya karşı olması hariç gıpta ediyorum kendisine hep etttim)

E.S:Hiç bir telefon çığlığı ile yalnız bir güne uyandın mı?
M.D:Hayır
(cool bi insan olduğundan dolayı bu cıvık soruya karşın hiç kendini bozmayan bir tavır,teomandan hoşlanmaz,tiridi maxin ustasıdır.)


E.S:Hoş geldin dünyama mottosunu nasıl edindin? Kısaca açıklar mısın?
M.D:Kendiliğinden yapıştı bana, dar çevremde benimle aynı tecrübeleri yaşayan arkadaşlarıma tekrarlama gereği hissettiğimden...

E.S:Ukala olduğun anlarda kendini tutmak için içinden tekrarladığın bir söz var mı? Yoksa hiç çekinmem söylerim mi diyorsun?
M.D:Bazen ukalalık oldugunu düşünmüyorum farkettiğimde ise çekinmiyorum, bazen utanıyorum kendimden neler geçer yar içimden. (içim bileylenir)

E.S:Anketi hazırlayan hakkında düşüncelerini iki kelime ile özetleyebilir misin?
M.D:Herkes sever.


Sevgiler Elo Shity

16.04.2009

ne olur geri dönme


*ayağını yere doğru dürüst basamayan her ninjaya kucak dolusu sevgiler.

15.04.2009

who's gonna love me the way that i am?

Günaydın elo!
ceren'in tiz sesiylen uyandığımdan dolayı biraz gerginim.dün bana bi kaç bira ısmarladı tutumasaydım tekila da ısmarlıycaktı.dur dedim babanın paralarını kötü yollarda heder etme.türlü itiraflarla kuzenliğimizi pekiştirdik.açıkçası bi çok konuda her zaman benden üsütün performans sergilemiş bir insan olsa da(saçlarımı tutam tutam yolmak ya da gönül muacereaları) tam ona yaptığım en büyük sinsiliği itiraf edicekken masamız doluverdi.
Bloğumu okuduğuna ihtimal vermediğim için burdan itiraf ediyorum.(yine bi sinsilik)
Sene 2001 suları bunla tatildeyiz atışmışız. Beni otelin balkonuna kilitledi.Melankolik biri olduğum için voltmenimden coldplay dinleyerek atlatmaya çalıştım.Ama kinci olduğumu bilmeyen sevgili kuzenimin bütün havlusuna ağlarken gözyaşlarımı ve sümüğümü sildikten sonra beni kilitlemiş olduğu balkondan çıkardığında ise koşarak bir güzel işeyip diş fırçasını da klozete soktuğum doğru.Kıssadan hisse: 'tifüs olmak istemiyorsak kimsenin üzerinde baskı* kurmamalı, kimseyi balkona kilitlememeliyiz'

*direksiyon hocam ramazan(ramo) bey,'vitesi üzüm salkımı gibi tutuyosun yasemin ayrıca muhammed aşkına artık 3'ten ikiye geçerken 4'e takma bak son kez söylüorum bak tık tık tık' diye bana isitsnasız bağırdığında titrek bir sesle 'temam' diyip akabinde selfkonfidansı oturtup 'hocam ben baskı hissedince o an yapamam valla bakın yarın yaparım ama bu gün yapamam' diyerek zavallı adamı kandırdığım için kendisinden özür diliyorum.

12.04.2009

biraz da bil bul kazan:aşağıdaki fotoğraftaki gerçek kötüler elemanını bulunuz

* obama sempatik olduğu için obama defol derken içi rahat etmeyen
sesi titreyen solcu kız yalnız değilsin.

haz etmem

julet binoshe'a yakışan yeni sarı saçları şerefine fındık bira içiyorum.(adına da derler kadın kafası)
haha daha yazmıycam aklımda çok acayip şeyler var ama dedim ya dostlar hazı ertleliyorum.yoksa yemin ederim azıcık içtim bu halim doğuştan.(yemin ederim her paragrafın sonuna yakışıyor yea)
istemiyan talay

ofisi ve şapkasına kurban olduğum tek dedektif olarak: david addison


*yeri gelmişken bay kamberden ve matematik dedektifleriden özür dilerim*.
ps.i love you:*sanırım her şey dedektif addisonu seslendiren ve maddie derken sesindeki o tınıdan kaynaklanıyordu.ne yapayım dostlar güzel erekek sesine dayanamıyorum kurban oluyorum anında.

11.04.2009

iki dirhem bir çekirdek

*kendimi çok özlettiğim içi samimden özür dilerim.

ultra saf su

ya yollarda ne güzel şeyler geliyo alkıma sevgili bir genç kızın gizli defteri ama şöyle sennen karşılıklı kalınca habire 'çok yalnızım çok mutsuzum' ajitasyonları yapasım geliyor.nerden aklıma geldi kim bilir gezdim dün gece şehri şöyle bir şarkısını söyleyip ağlamaklı tavırlarla peruksuz yaklaşımlar.annem bana senin doğuğun gün kar yağmıştı diye şiir yazmış sevgi dolu bir kadınken(belirtmek isterim ki ailece şiir tutukunuyuz+ şiirin adı 'prensesimin sevinci' isminiyazarken bile duygu seli yaşatan bir şiir)
neyse kafamdan binbir tane cümle geçiyorken sürekli kendimi nasıl sabote edebilirim bunu da kovalıyorum.çaktırmayın.
dönelim anneme.annecim canım annem ben prenses olsam kar yağarken doğduğum için tabiy ki pamuk olmam.pamuk olacak biri varsa o da siyah saçları ve sütten beyaz teniyle nüvidimdir.kendisi vaytist girl elayv.meali yaşayan en beyaz kız.dostum ayşegül eski saç boyu ve rengiyle rapunzele ben kendim ve şahsım da karakterim itibariyle olsam olsam sündük sindirellaya yanaşırım.pınardan da iyi kibiritçi kız olur.arkadaşlarıma prenses* yakıştırmaları adlı böülümün sonuna geldik.teomanın dediği gbi her güzel şey bitermiş.ya da lost'da jack 'in john'a dediği gibi john yeter artık bunu anla adamın sen özel değilsin.

gelecek hafta elo shityde: en havalı mesleği olan arkadaşım merve hakkında bir takım gerçekler.beni izlemeye devam edin anacım.

*kendini pirenses adleden hiç bir kadından özür dilemem,dileyemem.etc:dco

5.04.2009

shut up they're dreaming places where lovers have wings


bu arada cam silerken tavsiye edebileceğim en güzel cd
org ile oyun havaları volume 5 kralların çiftetelllisi ile başlıyor
pes ettim ile devam ediyor.tam bu anlara layık bir potpoori.

pardon sizi birine benzettim geçmiş yıllardan*

elimde kocaman bir çöp torbasıyla eskişehir garında insanlardan kaçıp ara yoldan kendimce taktiklerle kalabalığa karışmadan sıvışmaya çalışıyorken biri 'paçoz' diye seslendi.süper merabacı hiç dışlamacı biri olduğumdan gülümsememe ve görmezden gelme kat sayım oldukça düşük.bayağı iyi bir insanım.beni bilen bilir.neyse of sabah mahmurluğuyla ayrıntılara boğuveresim var şu ortamı ama bu blok yazımın geleceği nokta 'acmayın lan bana' olacaktı.burda yine nadide bir atasözümüzü masa altına yatırmak isterken malesef bana ayrılan sürenin sonuna gelmiş bulunuyorum ey okuyucu. anlayana sivirisinek saz anlamayana davul zurna az.ben bu deyişten bir şey anlamıyorum anlayan varsa geceleri arasın çok yalnız oluyorum zira.

*içimdeki bitmek tükenmek bilmyen bu teoman sevgisinden ve rüyamda bir başkası olarak gördüğüm okan bayülgen'den ve en önemlisi yemin ederim azıcık içtim bu halim doğuştan lyricğinden özür dilerim.(yemin ederim dünyanın en iyi şarkı sözü)

25.03.2009

24.03.2009

doing the right thing

bir romantik salı filmi çaktıp katarsisisin doruklarını gördükten sonra hep neşeyle doluyor insan.inanmazsanız deneyin.
bu gün televizyonda oy namustur diye bağıran çocukları görünce tam tersi doldu.ah be dedim.ben ne diye duruyorum buralarda. bi sabah uyanıp nüvite 'ben mülteci olmak istiyorum' dediğim gün geldi aklıma.hiç ciddiye almamıştı beni.
evet sevgili elo shity yine kendimi işe yaramaz hissettiğim bir dönemde somut acılar çeken diğerleriyle yan yana durma hissi geldi bana.süperkahraman olcak insanmışım kafa olarak.i can be your hero baby şarkısını da ben yazıp verdim enrikeye.maksat gençler egolarını tatmin etsiler.maksat hep sevap.

22.03.2009

it's me again


*yaşlanınca dünyanın en cool yaşlı kadını olacak ayşegül imer'e hep teşekkürler

mahay love :we both look up forever!


ben daha iyisini yapana kadar en iyisi şimdilik bu:

http://sismanerkekgobeklierkek.blogspot.com/*

*35 kilo alırsa bu mecrada kendisini deşirfe edeceğime söz verdiğim şule'ye sevgiler.

17.03.2009

perfect crime no 8:atış kampından çok özel görüntüler


adı vasfiye

mahallemizin en zengin kadınıydı vasfiye teyze sarı saçları mavi gözleri yakşıklı fabrikatör kocası ve gerçekten mükemmel döl olan iki oğlu ile hep ışıldardı.mahallenin yaşı küçük ve sessiz sakin küçük kızı olduğum için ben onların oyunlarını ne yaptıklarını sürekli düşünsem de onların kendilerine ait başka bir dünyaları vardı. iki hıdrellez kutlaması hariç birlikte oyun oynadığımızı hatırlamıyorum.görünmez olduğumu ilk o zamanlar düşünmeye başlamış olabilirm.
bu gün annesinin tabutu başında bir rüzgarda uçacak gibiydi eray abi.ne güzel sarı saçları vardı küçükken.

*etrafımda dolanan ölüme beni bulamadığı için çok teşekkür ederim.

16.03.2009

hadi barokas iddalı: 'dünyanın en kıllı ve akıllı adamıyım'


Bir prim yeter sevgilim

Aslında ben de tam olarak tembellik üzerine düşünürken annem imdadıma yetişti.
Evet ikindi üzerine kalmış öğlen yemeğimizi* yerken aşk acısına et böceğinin iyi geldiğini söyledikten sonra(ne alaka) şöyle de bir söz var dedi ve ekledi 'Morgan morgan nur nicht heute Sagen alle faulen Leute'
Meali: tembel insan yaratıcı olur durmak yok yola devam.Mükemel çevirinin imkansızlığı dil oyunları ve hermeneutik diyerek yalan yanlış bilgilerle dolu bir günlük yazımın daha sonuna gelirken hepinizi hesretle kucaklarım.
kıssadan hisse tembel olmayalım.

*öğlen yemeğinde gözüktüğüm bütün akşamlardan özür dilerim.

13.03.2009

sermet the magnificent


postcard from my sister

selamın elo shity;
Doğru söyleyenin dokuz köyden ve kasabadan kovulduğuna, dost ayağının yalan bir ayak olduğuna, öfkeyle kalkanın zararla oturduğuna inanasım gelmiyor. Hala ışınlanarak eve dönebileceğimiz bir teknoloji de bulunmadığına göre hayat oldukça berbat. Aaaa minnoş!!! Ama iyi olaylar da olmuyor değil kargo yolu ile eve gelen bir kitap, bir plak,bir el yapımı hediye ve bir fotoğraf haftayı çoktan kurtarmış durumda.Darısı darımızın başına.'En azından 'Başımız gözümüz sağ'..Bunu motto edinin e mi bebeklerim. Bu söze sevinmekten asla ve asla vazgeçmeyin e mi canlarım?Hele canlarım.


*mahallemizin köftecisi osman amcayı görünce dayanamayıp çocuklar gibi şen bir şekilde el salladığım için depresyonumdan özür dilerim.
*and special thanks to pititi.

5.03.2009

the real pipistrella ve kontrolsüz gücün dayanılmaz hafiflği


seldom freedom

dinazorus dergisinin tükürüküs ve ezergeçerus'un posterini verdiği zamanlarda yaşamaktan yorgunum.gündemim aynı.loto'da 3 5 8.ince belli diye severdik babamla 8'i. hafızama tükürükus.

4.03.2009

ikizlere takke

dünyanın tüm iyi kalpli ikizlerine ve bi ara ikiz olduğunu
sandığım mine ve cana kucak dolusu sevgiler.

2.03.2009

Niyazi Köfteler

arkadaş ben bu 2009 senesini toptan reddetmek istiyorum.hatta ve hatta bu seneyi reddedip kış uykusuna yatmak isteyen diğer dünya vatandaşları için büyük bir kampanya başlatmak istiyorum.İngiltere'de 'muhtemelen tanrı yok' gibi bi kampanya başlatmış birileri.anlamı yok ki kampanyanın bu ne rasyonellikten uzak bir kampanya kampanya dediğin böyle mi olur?Kendi kampanyamın kesinlikle argümansal olarak daha tutarlı olduğunu burada size sırf şov yapma amaciynen açklayacak değilim dostlar.Bilirsiniz severim sizi.Eda hişt sana diyorum.
Kursta Ahmet'e sen Ömer Mısırsever'e benziyosun demişim hiç hatırmıyorum. Kim bilir kaç bünyeyi böyle çürüttüm. Efe'ye de ellerin emekçi eli gibi demişim 2003 yılı civarında.Şimdi biri elin güzel dediğinde hayır onlar emekçi eli diyomuş.Bu muhabbeti yaptığmız sene benim saçım iğrenç kusmuk rengi bir turuncuydu.Görseniz a dostlar gülebilirniz. Hatta konusu açılmışken o zamanlar daha festival kafalarında sanat filmi hayranı olan bünyem yalnız başına o istanbul filim festivali senin bu if benim gezerken(bi kaç filme yalnız gitmişimdir abartmaya gerek yok doğru yolu da buldum.yaşasın zombi filimleri)Film Tony Gatlif'in Exils filmi.Filmden hatrımda kalan iki üç şey: Bir çift vardı biir dalından eriği ısırıyorlardı ikiii özgür ruh durumları.çıplak ayak yağmur fln buraya kadar her şey çok güzeldi adeta bir yol filmi.Ama ta ki bu Fransız çift ruhsal arınmayı bir trans aiyininde bir şebi aruzda buluncaya dek.Bu sahne bittiğinde resmen bağırarak eeöhhh diye bir ses çıkartmışım. Ama delirticiydi inanın dostlar kaba biri değilimdir.Saygımdan otutur filmin sonundaki akışı izleyip bütün isimleri tek tek okurum. Ama biliyorsunuz ki sigarayla saygı olmaz.Sonra eskşi sözlükte utanmadan bağıran iğrenç saç renkli olarak anıldım bi süre.Bu noktayı açıklamak için allattığım hikaye epey yordu beni.Hep beraber: 'iki sıfır sıfır dokuz hazırız bekliyoruz'
Haftaya elo shity'de: Terkedildim çünkü teorileri, Umutsuz iş kadınlarına satış tüyoları ve bir takım hatıra ve acılar daha. Unutmadan dostlar fuck the pain away.

* Türkçe ezan okurken sesini kaydedemediğim cici dedemden, röportaj yaparken sesini kaydettiğim ama kayıtları deşifre edip de yayınlamadığım için yosi'den özür dilerim.